Bu haftadan da kısa bir özet geçeyim.
Hafta sonu aynı gün içinde 2 tane konserimiz vardı.
![]() |
| 1848 Fritz von Dardel çizimi |
13 Aralık Norveç'te ve İskandinavya'da (en azından İsveç'te) Santa Lucia günüdür (Luciadagen). Santa Lucia, hasta ve evsiz kişilere yardım eden bir azizeymiş. Günlerin çoğunlukla karanlık geçtiği ve mum ışığıyla aydınlanılan günlermiş bunlar. Lucia, insanlara gece vakti de yardım edebilmek ve iki elini birden kullanabilmek adına, mumlardan bir taç yapıp başına takmış. Kaza sonucu saçları alev alarak ölmüş. Yirminci yüzyıl başlarında Santa Lucia günü biraz unutulsa da şimdilerde Norveç, İsveç ve Finlandiya'nın İsveççe konuşulan bölgelerinde, sabah 8'de kilisede toplanılıp, beyazlara bürünmüş kızların ve onların ortasında Lucia'yı temsil eden, başında mumlar olan kızın şarkılarını dinleyip, ikram ettikleri Lucia çöreğinin yendiği ve dolayısıyla gün doğumunun beraber izlenildiği bir gün.
Lucia konserinden sonra koro evlere dağıldı, ama akşam tekrar bir araya geldik. Bu sefer çok daha neşeli ve devasa bir konserdi. Aynı kiliseye bağlı bütün korolar bir aradaydı, yetişkin korosu, anaokulu, gençlik korosu (biz), erkek korosu ve çocuk korosu... Tam orkestra ve müzisyenler, salonu dolduran seyirciler... Koroyla beraber olmayı çok seviyorum.
![]() |
| Elimizde mumlar ve beyaz elbiselerimizle biz |
![]() |
| Santa Lucia'yı temsil eden kız |
![]() |
| Lucia çöreği |
Bu hafta çok da yoğun değildi. Salı günü yine Katie ile buluştum, Salılar ikimize de uyan bir gün olduğu için alışkanlık haline getirdik bunu.
Okulda pazartesi, salı ve çarşamba günleri, yarım gün süren konferanslar oldu, seneye 2. sınıfa geçecek olan arkadaşlarımın seçmeli ders kararlarını verebilmeleri için. Ben seneye Norveç'te olmayacak olsam da, onlarla birlikte konferanslara katıldım ve düşündüğümden çok daha güzeldi. Çünkü ayıptır söylemesi konferanslarda anlatılanların yüzde 90'ını falan anlayabiliyorum. Artık günlük hayatta çoğunlukla Norveççe kullanıyorum ve bazen Norveççe-İngilizce geçişlerde problem yaşıyorum, (uzun süre Norveççe düşündükten sonra İngilizceye geçemiyorum diyebilirim) ve bazen Türkçe kelimeler aklıma gelmiyor. Multilingualliğe doğru gidiyorum ve bu durum çok hoşuma gidiyor. Dili gün gün geliştirdikçe, okul artık o kadar eziyet gibi gelmiyor. Mesela bu konferanslar boyunca arkadaşlarımdan daha çok ilgili olmam, Norveççenin getirdiği özgüvenden kaynaklı.
Konferanslar arasında ve sonrasında sohbet ederken laf arasında bana seneye hangi dersleri seçeceğimi soran arkadaşlarım oldu. Sonrasında soran kişinin de benim de yüzümüzde acı bir gülümseme oluştu tabi hep. Ama bu demek oluyor ki beni artık sınıfta "değişik" biri olarak, veya onlardan ayrı biri olarak görmüyorlar ve ben de sınıfın bir parçasıyım. Bu bende bir aidiyet duygusu ile beraber küçük korkular da oluşturuyor. Şu sıralar dönüşü çok sık düşünmeye başladım sanırım.
Uzun zamandır kar yağmıyordu, ama sıcaklıklar hep 0'ın altındaydı, ve kar yağmasa da tüm şehir bir türlü gitmeyen bir çiyden dolayı bembeyazdı, donmuştuk sanki. Sonra yanlış hatırlamıyorsam çarşamba günü, sonunda kar geldi, beyaz bir Noel geçireceğiz dedik. Ertesi gün sıcaklık 5 dereceye çıktı ve yağmur yağdı. Kısacası küresel ısınmayı lanetliyoruz.
Normalde perşembe günleri koro çalışmamız var. Ama bu perşembe küçük bir Noel partisi verdik. Juleavslutning (jul=noel, avslutning=kapanma), Noel tatili boyunca aktif olmayan her kurumun verdiği mini bir parti. Grøt yedik tabii ki. Yulaftan, undan veya pirinçten yapılan, süt ile kaynatılan, ortasına bir parça tereyağını bırakıp erimesini izlediğimiz, şeker ve tarçınla servis edilen bir çeşit yemek. Ne olarak tanımlayacağımı gerçekten bilmiyorum. Ana yemek olarak yiyorlar sanırım. Burada sürekli pirinçten yapılanı yiyoruz, Noel temalı buluşmaların vazgeçilmezi. Yemekten sonra hediye değişimi yaptık. Herkes en fazla 30 kronluk bir hediye aldı kime verileceğini bilmeden (30 kronluk hediye bulmak da ayrı bir zordu, neyse), yemek sonrası çekilişi yaptık ve birbirimize hediyeleri verdik. Bana adını bilmediğim birinden "Kjærlighet på pinne" ve çikolata geldi. "Kjærlighet på pinne"yi direkt çevirirsek "çubuktaki aşk" demek, ama aslında lolipop. Hediye değişiminden sonra gruplara bölündük ve oyunlar oynadık. Her mini oyunda gruptan bir kişi temsilen kalktı ve diğer gruplarla yarıştı. Oynayıp puan kazandırdığım oyunu anlatmayı çok isterdim ama tarif etmemin imkanı yok sanırım, o yüzden pas geçiyorum. :d Oyunlardan da sonra yılbaşı ağacımızı ortaya alıp 2 daire oluşturduk ve ağacın etrafında dönüp şarkı söylemeye başladık. Yine o çok garip ve güzel anlardan biriydi.
Bugün de normal saatte okula gittik, sınıf öğretmenimizle beraber evden getirdiğimiz abur cuburları yiyip oyun oynadık 1 saat boyunca. Sınıftaki 3 arkadaşım bana Noel hediyesi almışlar. Benim için gerçekten sürpriz oldu aslında, beklemiyordum. Ama bu sürpriz beni o kadar mutlu hissettirdi ki gözlerim dolmuş olabilir. "Vay beeee beni seviyorlarmış meğer" gibi duygular oluştu,"beni de düşünmüşler, demek ki beni samimi görüyorlar, unutmamışlar, aaaayy içine not da yazmışlar....." Gerçekten çok mutlu oldum. Norveçliler biraz utangaç ve kapalı kutu insanlar çünkü, ne hissettiklerini kolay kolay belli etmiyorlar, kolay konuşulmuyor ve kolay güvenmiyorlar. Bu zamana kadar ara sıra ciddi anlamda yalnız hissettiğim için kendi kendime şikayet etsem de, aslında arkadaş edindiğimi anladım.
Öğretmenimizle beraber geçirdiğimiz saatten sonra bütün okul kantindeki geniş alanda toplandı ve Greveskogen VGSnin müzik-dans-drama bölümündeki öğrencilerin konserlerini dinleyip dans ve mini skeçlerini izledik. Başka bir juleavslutning de okulda yaşandı yani.
Bu hafta da böyle sürekli oyunlarla, şarkılarla geçti. Sonunda tatile girdik, gerçekten çok ihtiyacım vardı.
Çok fazla uzatmayayım, bu akşam da Frik'in elbise giymenin zorunlu tutulduğu juleavslutning'ine katılacağım. Alt tarafı iki Grøt yiyip dans edeceğiz yani, neden kasıyorsak... Gideyim de hazırlanayım. ^_^
Konferanslar arasında ve sonrasında sohbet ederken laf arasında bana seneye hangi dersleri seçeceğimi soran arkadaşlarım oldu. Sonrasında soran kişinin de benim de yüzümüzde acı bir gülümseme oluştu tabi hep. Ama bu demek oluyor ki beni artık sınıfta "değişik" biri olarak, veya onlardan ayrı biri olarak görmüyorlar ve ben de sınıfın bir parçasıyım. Bu bende bir aidiyet duygusu ile beraber küçük korkular da oluşturuyor. Şu sıralar dönüşü çok sık düşünmeye başladım sanırım.
Uzun zamandır kar yağmıyordu, ama sıcaklıklar hep 0'ın altındaydı, ve kar yağmasa da tüm şehir bir türlü gitmeyen bir çiyden dolayı bembeyazdı, donmuştuk sanki. Sonra yanlış hatırlamıyorsam çarşamba günü, sonunda kar geldi, beyaz bir Noel geçireceğiz dedik. Ertesi gün sıcaklık 5 dereceye çıktı ve yağmur yağdı. Kısacası küresel ısınmayı lanetliyoruz.
![]() |
| Ben yağsız ve bol şekerli sevdim, belki de sevemedim. Bilmiyorum, çok kararsızım. |
Bugün de normal saatte okula gittik, sınıf öğretmenimizle beraber evden getirdiğimiz abur cuburları yiyip oyun oynadık 1 saat boyunca. Sınıftaki 3 arkadaşım bana Noel hediyesi almışlar. Benim için gerçekten sürpriz oldu aslında, beklemiyordum. Ama bu sürpriz beni o kadar mutlu hissettirdi ki gözlerim dolmuş olabilir. "Vay beeee beni seviyorlarmış meğer" gibi duygular oluştu,"beni de düşünmüşler, demek ki beni samimi görüyorlar, unutmamışlar, aaaayy içine not da yazmışlar....." Gerçekten çok mutlu oldum. Norveçliler biraz utangaç ve kapalı kutu insanlar çünkü, ne hissettiklerini kolay kolay belli etmiyorlar, kolay konuşulmuyor ve kolay güvenmiyorlar. Bu zamana kadar ara sıra ciddi anlamda yalnız hissettiğim için kendi kendime şikayet etsem de, aslında arkadaş edindiğimi anladım.
Öğretmenimizle beraber geçirdiğimiz saatten sonra bütün okul kantindeki geniş alanda toplandı ve Greveskogen VGSnin müzik-dans-drama bölümündeki öğrencilerin konserlerini dinleyip dans ve mini skeçlerini izledik. Başka bir juleavslutning de okulda yaşandı yani.
Bu hafta da böyle sürekli oyunlarla, şarkılarla geçti. Sonunda tatile girdik, gerçekten çok ihtiyacım vardı.
Çok fazla uzatmayayım, bu akşam da Frik'in elbise giymenin zorunlu tutulduğu juleavslutning'ine katılacağım. Alt tarafı iki Grøt yiyip dans edeceğiz yani, neden kasıyorsak... Gideyim de hazırlanayım. ^_^





Herşey pahalı olduğu için mi cimriler, yoksa cimri oldukları için mi herşey pahalı bilemedim?!?!?
ReplyDeleteBen onlardan daha cimriyim aslında ahahahaha
Delete