Kış tatilinde olduğumuzdan ve Alya'ya aynı tarihle tatile girdiğimizden, tatilimizi beraber planladık ve hem onun güneyi görebilmesi hem de benim kuzeyi görebilmem için baya yoğun ama gayet hoş bir plan kurmuştuk.
![]() |
| Haritadan bir yerler göstermeye bayılıyorum! |
24'ü sabahı diyordum... Sabah 4'te kalkmak zorunda kaldık, ama neyse ki annem bizi Oslo'daki havaalanına bırakmayı teklif etmişti. Yani havaalanına gitmek için trene binmek zorunda kalmadık ve arabada uyuma imkanımız oldu; ben uyumayıp annemi uyanık tutmayı tercih ettim gerçi.
Uçağımız 9daydı ama biraz erken gelmiştik, valizleri verdikten sonra kahvaltı yapmak için de vaktimiz oldu. Kendimize baget ekmeğinde sandviçler ve kahve satan bir yerden kahvaltımızı aldık. Yanında da siyah, şekersiz, sütsüz Norveç kahvesi. Uçağımıza bineceğimiz kapının önündeki koltuklarda kahvaltı yaptık.
Uçağa bindik ve artık resmen kuzeye gitmek için hazırdım. Hala inanamıyordum gerçi. Norveç'in kuzeyine gitmeyi çok istiyordum ama büyük şehirleri de görmek istiyordum. Yakın çevremden uzaklaşıp ilk göreceğim şehir Tromsö olacaktı yani.


Uçak neredeyse boştu, ve biz de asıl yerlerimizi bırakıp istediğimiz koltuğa oturma kararı aldık. Uçağın en arka tarafındaki 3 sıranın cam kenarı koltuklarına arka arkaya oturduk. Uçuş 2 saat kadar sürdü (Türkiye-Norveç arası bile 3,5 saat sürmüştü, düşünün öyle bir kuzeye uçtum yani), heyecandan uyuyamadım bile. Biraz blogumu, biraz günlüğümü yazdım, etrafı izledim. İnişe yakın bizi sayamadığım kadar fiyort, dağlar ve bolca kar karşıladı. Sonunda Bardufoss havaalanına indik. Önceki yazılarımda haritadan işaretleyip gösterdiğim konum havaalanının konumuydu. Bardufoss tek kapısı olan, küçücük bir havaalanıydı. Asker kampına çok yakınmış, askerler evlerine gidip gelirken kolaylık olsun diye inşa etmişler.
Havaalanından bizi Alya'nın host annesi aldı ve evlerine gittik. Araba yolculuğuyla da biraz etrafı izleme imkanımı oldu.
Farkettiğim şeylerden bir tanesi, burada hala çok kar var. Benim yaşadığım yerde uzun süredir kar yağmıyor ve yaklaşık 2 haftadır sıcaklıklar 0'ın üzerinde olduğu için, tekrar kar görmek beni mutlu etti diyebilirim. Güneyde de -20 derece havaları ve 50 cm karları görmüştük tabii. Burada hava soğuk olsa da, hissetmiyoruz. Uçaktan indiğimizde hava -11 falandı, bu sıcaklık Tonsbergde olsa beni dondururdu ama burada çok etkilemedi diyebilirim.
İkinci olarak, gerçekten değişik konuşuyorlar. Norveç'te anadil kabul edilen 2 dil var, ama dil bölgeden bölgeye öyle bir değişiyor ki, diller kesinlikle 2den fazla gibi düşünülebilir diyorlardı ama ben inanmıyordum çok değişik olabileceğine. Burada kelimelerin telaffuz edilişi değişmese de, konuşurken o melodiler, kelimelerin tonlamaları hakikaten çok değişik. Anlaşılmayacak gibi değil tabii ki ama kuzey şivesindeki cümleyi öğrendiğim şivedeki cümleler gibi anında anlayamıyorum ve üstünde biraz kafa yormam gerekiyor. Norveçcenin anadilim olmaması da bunun sebeplerinden biri.
Bir de, kuzeye doğru çıkıldıkça insanlar daha da bir misafirperverleşiyormuş. Her ne kadar nüfus yukarı çıktıkça azalsa da, bazen in the middle of no where şeklinde hissedilse de, yerleşim yerlerinde herkes çok çok kibar ve sevecen bence. Yeni tanıştığım insanların hepsiyle çok rahat hissedebildim.
Neyse, ilk gün Sjövegan isimli şehirde kaldık. Tamamıyla rahatlamak ve dinlenmek üzerine kurulu bir gündü. Perşembe günüyse yine 4-5 sularında kalkmamız gerekti, çünkü Tromsö'ye giden otobüse binecektik. Otobüs saat 6'da Sjövegan'dan kalkıyordu ve saat 9'da Tromsö'deydik. Beklediğimden uzun sürdü ama yol üzerindeki çeşitli fiyortlar, dağlar, göller, nehirleri düşünürsek yol dolambaçlıydı ve haritada yakın görünse de aslında Norveç'in batı ve iç kesimlerinde ulaşım baya karmaşık; batı kıyıları fiyortlarla, iç kesimler ise yüksek dağlarla ünlü.
Yol boyu bir güzel uyuduktan sonra şoförün yakında orada olacağımız anonsuyla uyandım. İlk olarak Tromsö'yü uzaktan gördük. Sonrasında bir köprü belirdi, ve anladım ki Tromsö aslında bir adanın üzerine kuruluymuş... Köprüyü geçmeden hemen önce, az sonra anlatacağım, garip yapılı bir bina gördüm. Köprüyü geçtikten sonra, resmen şehir içindeydik.
Otobüsümüz bizi, Tromsö'deki alışveriş merkezine çok yakın bir yerde indirdi. Hemen tuvaletlere koştuk, 3 saattir yolda oluşumuz ve 4'te kalkışımız güzelliğimizi bozmamalıydı çünkü... Kendimize bir çeki düzen verdik. Karnımız da çok açtı, önce dedik ki bir yemek yiyelim. Jordbaer isimli bir kafe/restorana girdik alışveriş merkezinin içinde. Norveç'te ilk kez kahvaltı yapılabilen bir mekan bulduğuma sevindim. Kahvaltı kültürü olmadığından, öyle kahvaltı tabağıymış, köy kahvaltısıymış falan hiç böyle şeyleri yoktur. Bu restorana da baya umutsuz girmiştim ama menüdeki omletler falan beni baya mutlu etti. Kendime kahveyle bacon omelette söyledim ve kızların da sipariş vermesini beklerken restorandaki en güzel yere oturup kahvemi içmeye başladım.
![]() |
| E manzaramız buydu... O iskeleden bir bota da bindik, sonra anlatacağım. |
![]() |
| Bu resme her baktığımda mutlu oluyorum. |
Müzeyi gezmemiz bittikten sonra, dolaplara kitlediğimiz eşyaları almaya gittik ve tekrar kendimizi Tromsö sokaklarına atmak için hazırlandık. Müzeye veda etmeden önce resepsiyondaki kıza Tromsö'de sadece bir günümüz olduğunu ve bunu iyi değerlendirmek istediğimizi, neler yapabileceğimizi sorduk. Sonradan öğrendiğime göre o garip yapılı bina, Tromsö'nün sembollerinden biri olan Arctic Cathedral'miş, katedrale şehir içi ulaşımı kullanarak nasıl gideceğimizi öğrendik. Aslında yürüyebilirdik ama o köprüyü yürüyerek geçmek zor olabilirdi ve zaten çok vaktimiz yoktu.
![]() |
| Müze bu, küçük ama tatlı bir yerdi |
Müzeden sonra önce bir kaç dakikalığına turist bilgilendirme ofisine uğradık ve sonradan kullanmadığımız bir kaç kitapçık aldım.
Katedrale ulaşmak için hangi otobüse binmemiz gerektiğini biliyorduk ama otobüs bileti de bulmalıydık. En yakın Narvesen dükkanına gittik. Narvesen nedir diye sorarsanız, sahibini çok merak ettiğim market zinciri diyebilirim. Market zinciri deyince öyle Migros falan düşünmeyin, Narvesen daha çok seyahat edenlere çalışıyor. İçinde aburcuburlar, dergi-gazeteler, ATM, sosisli standı ve içecek standı var. Norveç'in her yerinde, şaka yapmıyorum, her yerinde Narvesen bulabilirsiniz. Nerede bir tren/otobüs istasyonu veya havaalanı, orada Narvesen. Oslo'daki her metro istasyonunda bir Narvesen vardı mesela. Aslında düşününce, Narvesen'i "büfe" olarak da tanımlayabilirdim, ama bende seyahat çağrışımı yapıyor çünkü her seyahatimin bir parçası Narvesen. Oslo S'deki, Tromsödeki, Tonsberg tren istasyonundaki veya her gün okula giderken otobüs istasyonunda otobüs değiştirdiğimde gördüğüm onca Narvesen... Sanırım yanlışlıkla aramızda gizli bir bağ oluştu.
![]() |
| Şu tatlılığa bakar mısınız ya |
Narvesen'den 2 bip'letmelik otobüs kartı aldık. Çok tutmadı. Sonra otobüs durağında beklemeye başladık Katedrale giden otobüsü. Bu arada Tromsö'de otobüs durakları yola değil, caddeye bakıyor. Otururken sırtınızı yola dönüyorsunuz yani. Rüzgarı kesmek içinmiş ama otobüsü kaçırabilirsiniz durağın içinden çıkıp otobüse dur işareti verene kadar.
Otobüsle 5 dakikada köprünün karşı tarafına geçtik ve Katedrale ulaştık.
![]() |
| İçine giremedik çünkü açılış saatini bekleyecek vaktimiz yoktu |
![]() |
| O köprü otobüsle geçtiğimiz, Tromsö'nün ada üzerindeki şehir merkezini anakaraya bağlayan köprü |
Katedralin önünde manzara çok çok güzeldi..
Sonra tekrar otobüse bindik ve şehir merkezine geri döndük. Bu sefer şehir içinde yürümeye başladık ve bir nevi keşfe çıktık.
![]() |
| Tromsö Domkirke |
![]() |
| Tromsö meydanı buz heykeller |
| Tromsö'nün en büyük caddesi |


Şehir merkezi turundan sonra, tekrar deniz kenarına gittik. Gün sonunda vapura bineceğimiz iskeleyi gördük.
Sahilin en ucunda, Polaria isimli bir akvaryum bulunuyor. İçinde su canlıları, balıklar ve fok balıkları mevcut. Anemonlar, karidesler, deniz yıldızları, çeşitli kuzey denizi balıkları, vatozlar, canlılara dokunabileceğiniz "Touch It Pool", hatırlamadığım canlılar ve tatlı fok balıklarının egzersiz havuzu...Panaromik tiyatro salonu ve belgesel salonunun yanında giftshop ve kafesi de var. Öğrenci bileti, herşey dahil 60 kr.
| Fok balıklarıyla bir türlü resim çekinememek beni üzdü, çok hareketlilermiş |
Ve polaria, Tromsödeki son durağımız oldu. Sonrasında o kahvaltı yaptığımı restorandan görülen iskeleye gidip Finsness vapuruna bindik. Yine uzun bir yolculuktan sonra, Finsness'te bizi Alya'nın host anneannesi karşıladı. Arabaya binip anneannenin Senja adasındaki evine gittik. Senja, Norveç'in 2. en büyük adası. Yaklaşık 1,600 kilometre karelik adada yaklasik 8.000 kisi yasiyor. Cok fazla yapilacak bir sey yoktu, evler seyreklesti git gide, cok fazla insan da gormedik. Alya'nin host anneannesinin evi gorup gorebilecegim en koselig yerlerden biriydi bence. Ne oldugunu bilmiyorum ama resmen huzur akiyordu evde. Ev 100 kusur yasinda, bu anneannenin butun ailesi orada buyumus. O babasindan almis evi, babasi dedesinden... Simdi yalniz yasasa da bu evde 10 cocukla yasanan gunler de olmus. Gercekten kucuk gorunuyor ev aslinda ama, her yerden baska bir oda cikiyor diyebilirim. Cok keyifli bir yerdi. "Vi koste oss", kendimizi eglendirdik koselig'lestirdik yani Senja adasinda.
Adada iyice dinlendik, kis tatilinin, yaptigimiz gunu birlik gezi turlarinin stresini iyice attik. Son gun yine Sjøvegan'a geldik cunku havaalanina en yakin ve bizim uyuyabilecegimiz en yakin sehir orasi. Son gunumuzde Sjøvegan'i gorduk biraz.
Eve donmek icin once havaalanina giden otobuse, ucaga, Oslo havaalanindan Tønsberg'e giden trene ve Tønsberg tren istasyonundan Nøtterøy'e giden otobuse binmem gerekti ama yine de ogleden once eve ulasabildim. Bu tatili ve Norvec'te bu zamana kadar gittigim en uzak noktalari asla unutmayacagim. :')






































