Wednesday, December 30, 2015

God Jul #2

24 Aralık ve sonraki günleri tanımlamam gerekirse, burada en mutlu olduğum ve en çok evde hissettiğim günler diyebilirim. Noel vakti, önceki hayatında da Noel kutlayan arkadaşlarım için biraz "homesick" geçti. Ama ben ilk kez Noel kutlayan biri olduğum için, Noel ruhu "Noel kutlayan ailem"le yaşayabildim ve öğrenebildim.
Açık söylemek gerekirse 24ünde sabah uyandığımda, beklediğimin aksine, içimde en ufak bir kıpırtı yoktu. Erken uyanmamız gerekiyordu ve sabah 8'deki alarmı duyduğumda yataktan fırlayıp üst kata koşacağımı falan hayal etmiştim ama onun yerine alarmı yarım saat erteledim ve uyumaya devam ettim... Sonunda uyanıp hazırlandığımda, kapımın dış koluna asılmış, içi çikolata dolu çorabı gördüm. Noel babanın getirdiği çikolatalar birden içimde minik Noel ruhu parçacıkları oluşturmaya başlasa da, bu pek uzun sürmedi. Yukarı çıktım ve kahvaltı masasını gördüm. Sonra bana gülümseyerek gelen host annemi gördüm, God Jul diyerek sarıldıktan sonra, işte o andan sonra içimde gün boyu giderek artan bir mutluluk oluşuverdi.
Herkes teker teker üst katta toplandı. Uyanır uyanmaz hediyeleri açacağız sanıyordum, meğer o en son yapacağımız işmiş. Kahvaltı masasında gün boyu neler yapacağımızı konuştuk, hediyeleri açmak günün sonunda olsa da, yine heyecanım artmaya devam ediyordu. Güzel bir kahvaltıdan sonra, çocukların o günkü görevinin sadece TV izleyip rahatlamak olduğunu ve bütün ev işlerini ebeveynlerin yapacağını öğrendim. Biz de kardeşlerimle her sene yayınlanan Noel filmlerini izledik.
Akşam yemeğinde ribbe yedik, evet tekrar. Neyse ki ribbenin tadı güzel. Sanki evdeki çocukların sabrını ölçüyorlarmış gibi, yavaşça yedik yemeği. Ardından, ilk afs kampında kaldığımız otelden beri yemediğim ev yapımı karamelli ve çikolatalı pudingten yedik. Hediyelere geçmeden önce host annem kahveyi falan da içmek istedi, ama artık yeter dedik. Üçüncü kez ağacın etrafında dönerek şarkı söyledik ve bu olayı halen anlamıyorum, ağaç mı kutsal yoksa ağacın tepesindeki yıldız mı, yoksa bu sadece gelenek görenek mi?
Sonunda sıra geldi hediyelere. Herkes aynı anda hediyelere atlamadı. Salona geçtik, herkes oturdu. Sonra host babam sırayla hediyeleri ağacın altından almaya ve üzerindeki etiketi 'şu kişiden bu kişiye' şeklinde okumaya başladı. Herkes teker teker ve sırayla hediyelerini aldı, her hediyenin açılışını ve ilk tepkileri izledik. Dolayısıyla hediye olayı baya uzun sürdü. Uzun sürmesi çok da güzel oldu, herkes cümbür cemaat hediyelere girişse belki de bu kadar tatmin ve mutlu edici olmayacaktı.
Ağacın altındaki hediyeleri açmak iki saatten fazla sürdü. Her bir hediye beni o kadar çok mutlu etti ki.. Ailemden ve bazı arkadaşlarımdan aldığım hediyeler haricinde Lea'dan gelen ve beni çok çok çok özel hissettiren bir hediye vardı. Hediyeyi bana ilk verdiğinde baya duygulanmıştım ama açınca daha da şok oldum. Zaten çerçeve gibi bir şey olduğunu tahmin etmiştim, lakin içinden çerçeve içinde iki fotoğrafımız ve çok da güzel bir not çıktı. El yapımı hediyelere bayılan bir insan olarak, Norveçli bir arkadaşımdan bu hediyeyi almak çok güzeldi. Beni özel hissettiren diğer bir hediye de Katie'den gelen küçük bir defterdi. Defterin her sayfasının şu 4,5 ayda yaşadığımız anılarla dolu olması da ayrı bir güzeldi.
Hiç bir aile üyesi tarafından unutulmayıp, Noel akşamında bizimle olmayan kişilerden de (hala, amca, anneanne ve dede gibi) hediye almak beni çok sevindirdi. Özellikle babaannenin kendi memleketine özel bir çiçek figürlü broş hediye etmesi çok hoşuma gitti. Çekirdek aile haricinde en en en sevdiğim host akrabam kesinlikle babaanne.
Bir yığın da 'Norveçli itemi' olarak adlandırdığım hediye aldım, pembe termos, hikinglerin vazgeçilmezi yün çorap ve pembe yün bluz, spor tayt ve üst...
Sonraki günler evde, şömine karşısında yemeklerle, bol bol televizyon izleyip rahatlamakla geçti diyebilirim. Ama neredeyse her akşam, ya misafir geldi ya da misafirliğe gittik. Muhtemelen bu sene içerisinde bir daha göremeyeceğim, çok iyi insanlarla tanıştım. Aynı zamanda hayatımda yemediğim kadar kuzu eti yedim. Sadece bir akşam, 19 ve 14 yaşında iki oğulları olan bir aileye yemeğe gittik ve hayatımda yediğim en güzel hindiyi yedim.
Pazar günü babaanne evine döndü, muhtemelen şubat ayındaki 80. doğum günü partisine kadar görüşemeyeceğiz. Host babam ve ortanca kardeşim babaanneyi evine bırakırken, annem ve küçük kardeşimle evde tv karşısında yatıp aburcubur yedik. Kon-Tiki isimli, Oslo turumuzda müzesini de gezdiğim çok güzel bir film izledik ama bunu daha sonraki yazımda anlatacağım.
Pazartesi günü anneanne ve dedeyi ziyarete gittik, benden başka kişiler de kuzu etinden bıkmış olmalı ki uzuuuuun bir süredir evde de yemediğimiz Norveç somonu yedik. Aile büyükleriyle güzel bir akşam geçirdik.

Not: Biliyorum bu yazımı Noel'den 1 hafta sonra yazdım, çünkü yanlışlıkla yazımı sildim ve sonra tekrardan yazasım gelmedi.
yes, my mood.

Thursday, December 24, 2015

God Jul

Ve beklediğim gün.. 24 Aralık, Noel arifesi, sonunda geldi. Bugün gerçekten çok çok değişik duygular içerisindeyim, ama bugünden bahsetmeden önce bu haftayı kısaca anlatayım.
Cumartesi Fredrikstad'da aile üyeleriyle güzel bir gün ve akşam geçirdikten sonra, pazar günü daha çok evde dinlenmekle geçti. Tabii ki geç uyandık, ilk kez masada yemeden önce uzun uzun bir şarkı söyledik ve dolu dolu bir pazar kahvaltısı yaptık. Daha önceden bahsetmeyi unuttuğum bir şey var, "advent". Bir tepsi üzerinde 4'lü şamdan var, hepsinin içinde mor uzun mumlar var. Her bir mum "Noel'den önceki pazar günleri"ni temsil ediyor, Hristiyanlıkta pazar kutsal gün sayılıyor çünkü. Geçen hafta pazar Noel'den önceki son pazardı, dolayısıyla önemliydi. Masada şarkı söylememiz de bu yüzdendi.
Constanza-BRA, Chiara-ITA, ben, Katie-USA,
Tijana-SER, AFSli olmayan Greta-GER,
Xavier-SPA(Katalonya) ve Ufuk
Kahvaltı sonrası kısır yaptım, sanırım 500 gr bulgurla yaptım bunu. Çünkü akşam yemeğini yakın çevredeki AFSlilerle yiyecektik. Herkes bir yemek bir de tatlı yapmaktan sorumluydu, ama biz 2 tembel Türk olduğumuz için görevi paylaştık ve ben yemeği üstlendim, Ufuk da tatlıyı. Kısır bence ciddi ciddi güzel oldu, salça bulamayıp kendim domatesleri rendelememe ve kırmızı olmamasına rağmen tadı aynıydı, ailem de gerçekten çok beğendi. Kısırı dolaba koyduktan sonra akşama kadar sadece yatıp televizyon izledik. AFSlilerle yemek yiyeceğimiz yere gittik ve tekrardan kalabalık bir exchange öğrenci grubu olmak çok güzeldi. Bu sefer ilk yaptığımız international dinner'dan daha küçük bir gruptuk, ama yine de bütün yemekler tabaklarımızda karışıp kocaman bir "international food mountain" oluşturdu bizim deyimimizle. Neyse ki ben kısırı fazla fazla yapmıştım, arkadaşlarıma da nasıl kısırı marula koyup yemeleri gerektiğini gösterdim. Hepsi çok komik ve tatlı görünüyordu.. Bu arada Sırbistan'lı olan arkadaşım Tijana'nın musakka yapması ve yaptığı musakkaya musakka demesi ilginç olaylardan biriydi. Tijana'yla ne zaman beraber olsak ortak bir nokta buluyoruz kültürlerimizden. Konuştuğumuz diller çok çok farklı olsa da bazı kelimelerimiz ortak.
Yemek yedikten sonra herkes slayt gösterileriyle kendi ülkelerindeki Noel geleneklerini anlattı, ki bu, herkesin Noel hakkında konuşacağını ilk öğrendiğimde benim için biraz üzücüydü. Sonradan düşündüm de aslında Türkiye'de bazı Noel geleneklerini "yeni yıl" adı altında yapıyorduk, hatta kırmızı don hediye etmek gibi bazı adetler çok daha eğlenceliydi. Ben de Türkiye'de Noel olmadığından ama yeni yılın bazı evler için çok önemli olmadığından bahseden bir slayt hazırladım. Ailemizle yediğimiz harika akşam yemeği, bütün gece tombala oynama ve kırmızı iç çamaşırı adeti, evdeki büyük "yeni yıl ağacı"ndan, caddelerin ışıklandırmaları ve avm'lerdeki Noel babalardan, büyüklerin küçüklere hediye almasından, kapıda nar patlatmak ve "yeni yıla nasıl girersen öyle geçer" gibi değişik inanışlardan bahsettik. Video sonunda bu videoyu gösterdik. Belki de yüz kez seyretmeme rağmen her zaman olduğu gibi tüylerim diken diken oldu. Herkes videoyu nefessiz izledi ve ben istemsiz olarak Mustafa Kemal'in "Ne mutlu Türk'üm diyene" dediği ses kaydından sonra ağlamaya başladım.
Pazartesi günü akşam yemeğinde misafir geldi, bir diğer Noel yemeği olan pinnekjött yedik. Ribbe'yi kötü görünmesine rağmen çok beğendiğimden, pinnekjött'ü de lezzetli beklemiştim. Ama gerçekten, gerçekten beğenmedim. İki de kuzunun kaburgalarından yapılıyor ama ribbe baharatlı ve fırınlanmış, yani lezzetli. Pinnekjöttü haşlayarak yapıyolar ve kesinlikle etle arası olmayan biri (bu ben oluyorum) bunu yiyemez. Bir de misafirler olduğu için ve ayıp olmasın diye beğenmediğimi belli etmemeye çalıştım ve bu inanılmaz derecede zordu. Şu zamana kadar yiyemediğim ilk ve tek yemekti.
Salı günü "Bittelillejuleaften" (küçük küçük Noel arifesi) idi ve Lea ve Ingvill'le şehirde buluşup bir kafeye gittik. Sonrasında Frik'te tanıştığım bazı arkadaşlarımız da bize katıldı. Çok çok keyifli bir gündü, akşam beni host annem aldı ve şehirde bazı mağazalara bakıp eve geçtik. Akşam yemeğinde başka bir eve davetliydik. 15 yaşında bir kızları ve 17 yaşında bir oğulları olan, çok iyi bir ailelerdi. Ve cidden misafirperverlerdi. Önce ribbe yedik, üstüne kahvemizi içtik, üstüne tatlımızı yedik, üstüne meyve yedik, üstüne bir de çay içtik. Türklerin misafir geldiğinde "daha karpuz kesecektik, daha çay demleyecektik" diyip misafirleri salmayışları aklıma geldi. Saatlerce süren sohbet muhabbet, yiyip içme ve oyunlardan sonra eve 1'e doğru geldik ve misafirliğe gitmeden önce evde diktiğimiz Noel ağacını süslemeye başladık. Gece 2ye doğru ağaç hazırdı.
Dün yani çarşamba, "lillejuleaften"dı yani küçük Noel arifesi. Sabah kalkar kalkmaz hediyeleri ağacın altına yerleştirdik. Öğleden sonra farmor geldi. Günüm televizyonda Disney'in Noel temalı filmlerini izlemekle geçti, çünkü kardeşlerim FIFA oynuyordu ve yapacak pek de birşeyim yoktu. Akşam yemeğinden sonra bir arkadaşım mesaj atıp adresimi sordu ve hediye vermeye geleceğini söyledi. Günün en güzel anıydı sanırım, hediye vermek için 9da çıkıp gelmesi.

Aslında bugünden bahsetmek için bilgisayarımı açmıştım, ama gün daha bitmedi ve en önemli gün bugün yani Noel arifesi, o yüzden Noel arifesini ayriyeten sonra anlatacağım.
Noel'in en güzel zamanlar olacağını biliyordum, ama bu kadar güzel olacağını ben de beklememiştim :')

Sunday, December 20, 2015

"6 med deg"

Bestemor'un kurabiyeleri
Noel'de kullanılan takım ve diğer atıştırmalıklar
Tatilin birinci gününde Østfold'a davetliydik. İlk gün aile ziyaretleriyle geçti.  Host annemin ve babamın aileleri Østfold'da yaşıyor. Bizse Vestfold'da yaşıyoruz (vest=batı, øst=doğu) ve Østfold'a geçebilmemiz için feribota biniyoruz. Sabah, bir cumartesi gününe göre biraz daha erken kalktık. Güzelce kahvaltı yapıp hazırlandık ve 10.30'a doğru yola çıktık. Öğle yemeğini bestemor (anneanne) ve bestefar'ın (dede) evinde yedik. Daha önceden bahsettiğim gibi, 7 çeşit pasta geleneğine uygun olarak 7 çeşit pasta-kurabiye-kek yapmıştı bestemor. Beraber öğlen yemeği yedik. Piyanist host annemin, ilk piyano öğretmeni olan babası bestefar, annemin birşeyler çalmasını istedi. Yemekten sonra piyanoda şarkılar çalıp beraber söyledik, şarkılardan bazılarını koroda da öğrenmiştim. Bestemor ve bestefar gerçekten çok çok tatlı ve gerçekten yaşlı bir çift. Bestemor beni ilk gördüğü andan itibaren aileden saymıştı zaten. Öyle demesinin sebebi de, ailelerinde bol miktarda kahverengi gözlü ve saçlı insanların olmasıymış (bestefar buna bir örnek). Anneanne ve dedeyle geçirdiğimiz birkaç saatten sonra, farmor'un (babaanne) evine gittik. 
Norveç donutları (smultring), bence
tadı bizim lokma tatlısına benziyor. Veya
tamamen psikolojik.

 Farmor üç çocuğunu da evine akşam yemeğine davet etmiş. Sanırım bunu her sene geleneksel olarak yapıyormuş. Farmor'la daha önceden tanışmıştım, evine de gelmiştim. Şubatta büyük bir parti ile 80 yaşına girecek, ama kesinlikle 80 göstermeyen, hala genç hisseden, aşırı zevk sahibi, pizzasının yanına bira söylemeyi ihmal etmeyen ve bizimle çocuk olup monopoly oynayan bir kadın. O akşam da host babamın abisi ve kız kardeşi, ve onların eşleri ile tanıştım.
Biraz Norveçteki geleneksel Noel yemeklerinden bahsetmek istiyorum. Norveçte iki bilindik ve özel Noel yemeği var, pinnekjøtt ve ribbe. Her evde bu iki yemekten sadece biri yeniyor. Dün akşam arkadaşım bizim evde hangisinin yendiğini sorana kadar bunu bilmiyordum. İkisi de kuzudan yapılıyor ama kuzunun farklı bölgelerinden. Zaten Norveçlilerin bu kuzulardan ne istediklerini çözemedim, yemedikleri yeri yok kuzunun. Diğer geleneksel yemeklere geçmeden cumartesi akşam yemeğinde yediklerimizi anlatayım. Fotoğrafını çekmeyi unutsam da, farmor çok güzel bir masa kurmuştu bize. Ribbe, köfte ve julepølse (Noel sosisi) yanında sebzeler ve fırınlanmış peynirli kremalı patates püresi. 
Kendi tabağımın resmini çekmeyi unuttum, bu da internette
bulduğum, benim tabağıma en çok benzeyen resim.
Solda Noel sosisi, ortada ribbe, altta köfte, etrafında sebzeler.
Çok güzel görünmüyor ama beklediğimden çok daha
iyiydi tadı.
Ribbe, kuzunun kaburgalarından yapılıyor. Resimlerde berbat görünüyordu ve açıkçası Noel'den soğumama yol açtı. Zaten öyle etle balıkla çok aram yoktur, Norveç somonu yemeye alıştım ama. Kuzu kafasını pişirip yedikleri bir yemek bile var. Hatta ve hatta, bunu söylemekten çok utanıyorum ama, blood pudingleri var. Gelmeden önce resmen domuz kanını dondurup yaptıkları pudingi duymamıştım, ama 2015 Danimarka AFSli bir kızı blogunda okuğumda göre, gerçekten yapıyorlarmış. Emin olmak için aileme sordum ama benim kanım dondu resmen. En azından benim host ailemde kimse kan pudingi yemiyor. Neyse, Viking genlerinin etkisi herhalde bu minik barbarlık, veya "cimriliklerinden" kafayı, kanı bile ziyan etmiyorlar... :p 
Neyse, ribbe çok güzeldi bence. Aç kalırım falan diye düşünmüştüm. Sırf ayıp olmasın diye tadına baktım ama önyargılı olmamak gerekiyormuş. Yemekten sonra riskrem diye bir tatlı yedik, yemin ederim sütlaçtı o yediğim şey. (Rice pudding "Europe" başlığına bakarsanız, sütlaç diye açıklama vermişler). 
Bu da farmor'un masası ve 7 çeşit tatlısı.
Riskrem'den sonra, farmor da kendi tatlılarını getirdi... Noel zamanında 7 çeşit tatlı yapma geleneğini yazmıştım önceden. Başta bunu duyduğumda baya sevinmiştim ama şimdi iyi mi kötü mü bilemiyorum. Bir günde 12 çeşit tatlı yedim çünkü. 12. Evet. Pişmanım ama yine olsa yine yerim. Her şeyin tadına bakmamı istiyorlar, ben yemeyince çok üzülüyorlar, ben de kıramıyorum, yoksa kesinlikle kendi iştahımdan kaynaklı değil canım.
Tatlıları da yedik, artık yemek yemeyeceğim için mutlu oldum resmen. Yemek yemekten yoruldum vallahi, bir de bu tatilin ilk günüydü, daha Noel bile gelmedi. Belki de Noelden sonra diyete başlamak şart olmuştur..........
Akşamın geri kalanı sohbet, oyunlar ve küçük quizlerle geçti. Aile üyeleriyle tanışmak çok güzeldi. Geniş aile kavramı çok değerli olmadığından, akrabalarla Noelden Noele görüşülüyor, bu yemek de babamın ailesi arasında bir gelenek gibi, her sene yapılan bir şey. Dolayısıyla kesinlikle katılmam gerekiyordu. Norveç'e gelişimin 4. ayında host babamın kardeşleriyle anca tanışabildim. Çok güzel bir akşamdı.
- Hvor mange barnabarn har du? (Kaç tane torunun var?)
- 6 med deg. (Seninle birlikte 6.)
Bu konuşma farmorla benim aramda geçti. Kesinlikle gecemin en güzel anıydı. Herkesin aileye kabul etmesi çok güzel. Farmor'u tekrar görmek için sabırsızlanıyorum, neyse ki Noel'i bizde geçirecek ve çarşamba günü geliyor.

Farmor'un balkonundan bir kare.

 

Friday, December 18, 2015

Noel Tatili!!!

Aylardır beklediğim zamanlar sonunda geldi. Bugün okullar 2 haftalığına tatil edildi ve Noel'e 6 gün var. Bir çok ülkenin aksine burada hediyeler 24 Aralık'ta açılıyor ve 25 Aralık sakince evde koselig bir ortamda geçiyor. yavaş yavaş hediyeler gelmeye başladı ve açmam yasak, odamın bir köşesinden bana göz kırpıyorlar şuan.
Bu haftadan da kısa bir özet geçeyim.
Hafta sonu aynı gün içinde 2 tane konserimiz vardı.
1848 Fritz von Dardel çizimi
13 Aralık Norveç'te ve İskandinavya'da (en azından İsveç'te) Santa Lucia günüdür (Luciadagen). Santa Lucia, hasta ve evsiz kişilere yardım eden bir azizeymiş. Günlerin çoğunlukla karanlık geçtiği ve mum ışığıyla aydınlanılan günlermiş bunlar. Lucia, insanlara gece vakti de yardım edebilmek ve iki elini birden kullanabilmek adına, mumlardan bir taç yapıp başına takmış. Kaza sonucu saçları alev alarak ölmüş. Yirminci yüzyıl başlarında Santa Lucia günü biraz unutulsa da şimdilerde Norveç, İsveç ve Finlandiya'nın İsveççe konuşulan bölgelerinde, sabah 8'de kilisede toplanılıp, beyazlara bürünmüş kızların ve onların ortasında Lucia'yı temsil eden, başında mumlar olan kızın şarkılarını dinleyip, ikram ettikleri Lucia çöreğinin yendiği ve dolayısıyla gün doğumunun beraber izlenildiği bir gün.
Lucia konserinden sonra koro evlere dağıldı, ama akşam tekrar bir araya geldik. Bu sefer çok daha neşeli ve devasa bir konserdi. Aynı kiliseye bağlı bütün korolar bir aradaydı, yetişkin korosu, anaokulu, gençlik korosu (biz), erkek korosu ve çocuk korosu... Tam orkestra ve müzisyenler, salonu dolduran seyirciler... Koroyla beraber olmayı çok seviyorum.
Elimizde mumlar ve beyaz elbiselerimizle biz


Santa Lucia'yı temsil eden kız
Lucia çöreği
Bu hafta çok da yoğun değildi. Salı günü yine Katie ile buluştum, Salılar ikimize de uyan bir gün olduğu için alışkanlık haline getirdik bunu. 
Okulda pazartesi, salı ve çarşamba günleri, yarım gün süren konferanslar oldu, seneye 2. sınıfa geçecek olan arkadaşlarımın seçmeli ders kararlarını verebilmeleri için. Ben seneye Norveç'te olmayacak olsam da, onlarla birlikte konferanslara katıldım ve düşündüğümden çok daha güzeldi. Çünkü ayıptır söylemesi konferanslarda anlatılanların yüzde 90'ını falan anlayabiliyorum. Artık günlük hayatta çoğunlukla Norveççe kullanıyorum ve bazen Norveççe-İngilizce geçişlerde problem yaşıyorum, (uzun süre Norveççe düşündükten sonra İngilizceye geçemiyorum diyebilirim) ve bazen Türkçe kelimeler aklıma gelmiyor. Multilingualliğe doğru gidiyorum ve bu durum çok hoşuma gidiyor. Dili gün gün geliştirdikçe, okul artık o kadar eziyet gibi gelmiyor. Mesela bu konferanslar boyunca arkadaşlarımdan daha çok ilgili olmam, Norveççenin getirdiği özgüvenden kaynaklı.
Konferanslar arasında ve sonrasında sohbet ederken laf arasında bana seneye hangi dersleri seçeceğimi soran arkadaşlarım oldu. Sonrasında soran kişinin de benim de yüzümüzde acı bir gülümseme oluştu tabi hep. Ama bu demek oluyor ki beni artık sınıfta "değişik" biri olarak, veya onlardan ayrı biri olarak görmüyorlar ve ben de sınıfın bir parçasıyım. Bu bende bir aidiyet duygusu ile beraber küçük korkular da oluşturuyor. Şu sıralar dönüşü çok sık düşünmeye başladım sanırım.
Uzun zamandır kar yağmıyordu, ama sıcaklıklar hep 0'ın altındaydı, ve kar yağmasa da tüm şehir bir türlü gitmeyen bir çiyden dolayı bembeyazdı, donmuştuk sanki. Sonra yanlış hatırlamıyorsam çarşamba günü, sonunda kar geldi, beyaz bir Noel geçireceğiz dedik. Ertesi gün sıcaklık 5 dereceye çıktı ve yağmur yağdı. Kısacası küresel ısınmayı lanetliyoruz.
Ben yağsız ve bol şekerli sevdim, belki de sevemedim.
Bilmiyorum, çok kararsızım.
Normalde perşembe günleri koro çalışmamız var. Ama bu perşembe küçük bir Noel partisi verdik. Juleavslutning (jul=noel, avslutning=kapanma), Noel tatili boyunca aktif olmayan her kurumun verdiği mini bir parti. Grøt yedik tabii ki. Yulaftan, undan veya pirinçten yapılan, süt ile kaynatılan, ortasına bir parça tereyağını bırakıp erimesini izlediğimiz, şeker ve tarçınla servis edilen bir çeşit yemek. Ne olarak tanımlayacağımı gerçekten bilmiyorum. Ana yemek olarak yiyorlar sanırım. Burada sürekli pirinçten yapılanı yiyoruz, Noel temalı buluşmaların vazgeçilmezi. Yemekten sonra hediye değişimi yaptık. Herkes en fazla 30 kronluk bir hediye aldı kime verileceğini bilmeden (30 kronluk hediye bulmak da ayrı bir zordu, neyse), yemek sonrası çekilişi yaptık ve birbirimize hediyeleri verdik. Bana adını bilmediğim birinden "Kjærlighet på pinne" ve çikolata geldi. "Kjærlighet på pinne"yi direkt çevirirsek "çubuktaki aşk" demek, ama aslında lolipop. Hediye değişiminden sonra gruplara bölündük ve oyunlar oynadık. Her mini oyunda gruptan bir kişi temsilen kalktı ve diğer gruplarla yarıştı. Oynayıp puan kazandırdığım oyunu anlatmayı çok isterdim ama tarif etmemin imkanı yok sanırım, o yüzden pas geçiyorum. :d Oyunlardan da sonra yılbaşı ağacımızı ortaya alıp 2 daire oluşturduk ve ağacın etrafında dönüp şarkı söylemeye başladık. Yine o çok garip ve güzel anlardan biriydi. 
Bugün de normal saatte okula gittik, sınıf öğretmenimizle beraber evden getirdiğimiz abur cuburları yiyip oyun oynadık 1 saat boyunca. Sınıftaki 3 arkadaşım bana Noel hediyesi almışlar. Benim için gerçekten sürpriz oldu aslında, beklemiyordum. Ama bu sürpriz beni o kadar mutlu hissettirdi ki gözlerim dolmuş olabilir. "Vay beeee beni seviyorlarmış meğer" gibi duygular oluştu,"beni de düşünmüşler, demek ki beni samimi görüyorlar, unutmamışlar, aaaayy içine not da yazmışlar....." Gerçekten çok mutlu oldum. Norveçliler biraz utangaç ve kapalı kutu insanlar çünkü, ne hissettiklerini kolay kolay belli etmiyorlar, kolay konuşulmuyor ve kolay güvenmiyorlar. Bu zamana kadar ara sıra ciddi anlamda yalnız hissettiğim için kendi kendime şikayet etsem de, aslında arkadaş edindiğimi anladım. 
Öğretmenimizle beraber geçirdiğimiz saatten sonra bütün okul kantindeki geniş alanda toplandı ve Greveskogen VGSnin müzik-dans-drama bölümündeki öğrencilerin konserlerini dinleyip dans ve mini skeçlerini izledik. Başka bir juleavslutning de okulda yaşandı yani. 
Bu hafta da böyle sürekli oyunlarla, şarkılarla geçti. Sonunda tatile girdik, gerçekten çok ihtiyacım vardı. 
Çok fazla uzatmayayım, bu akşam da Frik'in  elbise giymenin zorunlu tutulduğu juleavslutning'ine katılacağım. Alt tarafı iki Grøt yiyip dans edeceğiz yani, neden kasıyorsak... Gideyim de hazırlanayım. ^_^

Sunday, December 13, 2015

Küçük Noel Başlangıçları

Aralık ayı tahmin ettiğim üzere en güzel ay olarak devam ediyor. 
Ve ilk ay haricinde en yoğun ayım diyebilirim.
2 gün içinde dördüncü ayıma ulaşmış olacağım, ki bu exchange yılımın neredeyse %40ı oluyor, ki bu da beni korkutuyor.
Son günlerim hep Noel temalı geçti; hediye alışverişleri, devam eden ev süslemeleri, bizzat şarkı söylediğim veya sadece gidip dinlediğim Noel konserleri, şehirde giderek artan ışıklar, her yerde ama her yerde Noel ağaçları, AFS'nin Noel öncesi buluşmaları...
Önce geçen hafta sonu, yaklaşık 15 AFSli ve host ailelerle beraber Oslo'daki Norsk Folkemuseum'da (Norveç Halk Müzesi) devasa bir Noel pazarına gittik. Folkemuseum kısmen açık hava müzesi denebilir. Norveç'in dört bir yanından getirdikleri, içleri antika eşyalarla dolu geleneksel tahta evler, çiftlik hayvanları bulunduran çiftlikler (ilk kez gerçek bir domuz görmüş oldum, resmen canlıydı o.o), ahırlar, pony'ler ve atlar... Yine büyük bir kilise, neredeyse 1100 yaşındaki Gol Stavkirke (stave church=özellikle kuzeybatı Avrupa'da çok yaygın görülen tahtadan kiliseler) ve mis gibi ağaç kokusu.. Geniş bir alandaki açık hava tiyatrosu ve sahnede geleneksel kıyafetlerle dans eden minik kızlar.. Ağaç oyma kursları, ücretsiz gløgg (kırmızı şaraptan yapılan, sıcak içilen baharatlı, tarçın çubuklarıyla servis edilen kış içeceği), tabii ki zencefilli kurabiyeler, waffle ve kahve stantları, çeşit çeşit hediyeliklerle çok renkli bir marketti.
Market sonrasında Julio'nun host evinde toplanıldı, 15 kişilik grup ikiye bölündü. Bir grup zencefilli kurabiye yaparken, diğer grup Noel ağacı süsleri yaptı çeşitli materyallerle. 'koselig' günlerimden biriydi.
Pazar günü Norveç'in en ünlü korolarından biri olan Sølvguttene (Gümüş Oğlanlar-böyle yazınca komik oldu) ile Noel konseri verdik. 
Nøtterøy Kilisesi, koroyla beraber ilk konserimde de burada söylemiştik.. 
Exchange öğrenci olmayı bundan daha iyi anlatan bir söz
olduğunu düşünmüyorum. "Exchange is not a year in your
life, it's a life in a year" ile kapışır.
Pazartesi günü Katie ile alışveriş merkezine gittik ve Noel hediyelerini hallettik. Hediye seçerken yanımda biri olması ve bu kişinin Noel açısından deneyimli olması işimi kolaylaştırmadı değil. Alışverişten sonra pizzacıya gidip dinlendik. Katie Norveç'teki en iyi arkadaşlarımdan biri ve onunla gerçekten çok çok iyi anlaşıyoruz. Yılımızın %40ı bittiği ve Katie ABDli olduğu için, şimdiden ayrılığımızı düşünüp hüzünlenmeye başladık. Aynı adada yaşarken ve dilediğimiz zaman buluşabilirken, yıl sonunda aramıza bir okyanus girecek olması baya üzücü tabii ki. Pizzacıda bunları tekrardan konuştuk ama sonra, bitmesine daha çok var diye düşünüp konuyu kapatmaya çalıştık. 'Son'u düşünmek cidden zor. Bu kadar alışmış, bütün şehri hatta yakın çevredeki şehirleri teker teker keşfetmiş, dile alışmış ve buradaki hayatımızın da 'sıradan'laştığını düşünürken, sanki senelerdir burada yaşıyoruz gibi hissederken ve çok huzurluyken, bu deneyimimize sonsuza dek "ha det bra!" (hoşçakal) diyecegiz Haziran sonunda. 
Salı günü yine Katie'yleydim. Sehirdeki bir kafenin açılışının birinci yıl dönümü vardı. Kahvelerde yüzde 50 indirim vardı ve benim okulumda müzik sınıfına giden bir kız şarkı söyleyecekti. Bizim amacımız ucuz kahveydi tabii ki. Katie, Dario ve onların Norveçli bir okuldan bir arkadaşları ile otobüs istasyonunda buluştuk. Ama gitmek istediğimiz kafe çok doluydu ve biz de Starbucks tarzında bir kahve dükkanı olan Wayne's Coffee'ye gidip oturduk. Bizden başka kimse yoktu diyebilirim. Sessiz bir ortam olması Norveççe pratiği yapabilmemiz için de iyi oldu. Sonrasında farkettim ki, ABDli, Türk ve İtalyan; Norveçte tanıştık ve Norveççe sohbet ediyoruz. Böyle multicultural anlarda kendimi çok müthiş ve şanslı hissediyorum ve exchange öğrenci buluşmaları yüzünden bu anları çok sık yaşıyorum. Kafenin kapanış saatine kadar konuştuk ve en son çalışan bize artık gitmemiz gerektiğini söylediğinde, gece vakti yürüyüşe çıkmaya karar verdik ve boş sokaklarda dolaştık. Zaten kalabalık olmayan bir ülkenin kalabalık olmayan bir şehrinde, kış günlerinden birinde ve gece vaktinde dışarıda insan olması çok da alışıldık bir durum değil. Bütün mağazaların erken kapanıyor olması da bu sebepten.
Deliklerinden kırmızı kurdele geçirilecek ve istediğimiz yerlere
asılacak süslerimiz, Victor ve benden sonra host annem de üç
tane süsledi.
Çarşamba akşamı Fredrikstat'da (Østfold'da bir şehir, toplam 1 saatlik araba + yarım saat feribot yolculuğu ile gidiliyor) bir Noel konseri dinlemeye gittik. Host annemin erkek kardeşinin VocApella isimli bir grubu varmış. Enstrümansız müzik yani. Çok keyifli bir konserdi. 
Dün, sakin bir cumartesiydi ve saçımı kestirmeye gitmem haricinde evden çıkmadım. Tekrardan piyano çalmaya başladım, 4 ay çalmayınca baya paslanmış parmaklar tabii. 4 aydır evdeki kuyruklu piyanoya dokunmamak neden? Yoğunluk böyle bir şey işte.. 
Cumartesi akşamında, zencefilli kurabiyelerden ev ve ağaç dekorasyonları yapmaya devam ettik. 
Noel'i gerçekten iple çekiyorum, 15 gün kaldı. Aylar öncesinden her şey böyle mükemmel ve rengarenk iken, Noel zamanı nasıl olur kim bilir. Burada Noel zamanı 7 çeşit kek yapma adeti var, geleneksel Norveç yemeklerinin de hepsi pişirilecek. Exchange öğrencilerinin neden kilo aldığı az çok belli oluyor... İple çektiğim diğer bir şey de Noel ağacı ve altına dizeceğimiz hediyeler... Gerçek ağaç satın alacakları için biraz daha bekliyorlar. 
Şimdilik Norveç güncelerimden (şu sıralar Noel günlüğü?) bu kadar. 

Thursday, December 3, 2015

Zencefilli Kurabiyeler Aşkına!

Bu yazımı mis gibi kokan zencefilli kurabiyelerim, bir bardak sütüm ve son derece 'koselig*' Noel şarkıları eşliğinde yazıyorum.

Sonbaharı kapattığımız ve kışın başladığı şu dönemlerde, belki de Kasım ayının ortasından beri, etrafımda Noel işaretleri belirmeye başladı. Herkesin de bildiği üzere Noel, her yıl 25 Aralık'ta (Ortodokslarda 6 Ocak) İsa'nın doğuşunun kutlandığı Hristiyan bayramıdır. Ama bu bayram artık Hristiyan bayramı olmaktan çıkmış, Avrupa'da yaşayan, 7'den 70'e, ateistinden katoliğine, protestanından deistine, herkesin büyük bir mutlulukta kutladığı, ailelerin buluştuğu bir zaman dilimi haline gelmiş. Zira insanlar, ebeveynlerini ayda yılda bir ziyaret ediyor, Noel'de de beraber olamazlarsa ayıp yani.
Haftalar öncesinden, her yere mini Noel ağaçları ve ışıklar asılmaya başlandı. Biz de dahil olmak üzere bütün komşularımızın bahçelerinde, çalıların üstünde ışıklar ve süsler var. Evlerin içinin de geri kalır yanı yok. Meydanlara devasa Noel ağaçları dikilmeye başlandı, ağaçların dikildiği gün de bedava pizza ve 'jule brus' (Noel İçeceği) dağıtıldı. Mağazalar indirimler yaptı, ki Noel indirimleri, bu zamana kadar avm'de gördüğüm ilk indirim. Her yer 'julemarked' (Noel marketi) dolup taştı, bunlar sadece Noel zamanı beliren ve sadece Noel temalı ürünler satan marketler/pazarlar. Herkesin kendine özel bir 'julekalendar'ı (Noel takvimi) var, 1 Aralıktan başlayıp Noel Arifesi'ne kadar her gün bir küçük hediye alıyoruz. Benim Noel takvimime göre arifeye kadar 24 adet küçük çikolata yiyeceğim her gün.
Ve en önemlisi, zencefilli kurabiyeler, kurabiye adamlar, kurabiyeden ağaçlar ve ren geyikleri, kurabiye ev! Hani şu filmlerde, bacadan eve girecek olan Noel babanın karnını doyurmak amaçlı, geceden masaya bir bardak sütle bırakılan, müthiş kurabiyeler.. Evet, onlardan da bolca yedim. Sürekli yenilerini yapmaya veya satın almaya devam ediyoruz, yemeden durabilirsek eğer üstlerini süslüyoruz.
Evet, Noel burada aşırı önemli. 1 buçuk ay öncesinden süslenen sokaklar, düzenlenen aktiviteler, yapılan planlar, dinlemeye şimdiden başladığımız şarkılar... Her sabah gazetecinin gazeteyle beraber kapımıza fırlattığı, Noel temalı mağaza katalogları, koroda söylediğimiz şarkılar... Noel buraya erkenden geldi. Kasım ayında yağan ama sonradan eriyen karlara, hala sonbaharın etkisindeki sokaklara rağmen, Noel ruhu başladı. Bazen bu Noel heyecanı konusunda çok abartılı olduklarını düşünsem de, gelenekleri ve aktiviteleri gördükten, şarkıları dinledikten sonra aslında heyecanlı olmakla çok haklı olduklarını anladım. Zaten, kendim de çok heyecanlıyım. İlk ve belki de son Noel'im olacak bu. Türkiye'de Noel olmadığını duyan herkes çok şaşırıyor. Müslüman çoğunluklu bir ülke olduğunu açıklıyorum, bunun dinle pek de ilgisi olmadığını söylüyorlar. Sonradan ben de düşündüm de, İsa'ya şarkı söylemek haricinde her türlü Noel geleneği bizim evde mevcut zaten. Neredeyse benimle aynı yaşta ve benden biraz uzun olan, küçükken yalvar yakar aldırdığım Noel ağacım, üzerindeki, her geçen yıl daha da artan süsler, tepesindeki yıldız, etrafındaki ışıklar... Noel baba ve ren geyiği figürleri, ağacın altındaki hediyelerimiz, 31 Aralık gecesi verdiğimiz büyük yemekler, 31 Aralıktan 31 Aralığa gördüğüm tombala oyunu, sadece yılbaşı akşamı eve giren sağlıksız yiyecekler... İsa'nın doğumunu kutlamıyoruz, ve belki Türkiye'deki her evde bizimki gibi coşkulu kutlanmıyor yılbaşı ama, bir şekilde herkes aşina bu güzel geleneğe.
Bu zamana kadarki Noel belirtilerinden şimdilik bu kadar. Aralık ayı güzel geçeceğe benziyor. Önceden tahminde bulunarak çizdiğimiz 'exchange yılı grafikleri'mizde de olduğu gibi, yılımızın en güzel zamanı olacak gibi görünüyor.

Unutmadan, 'koselig' terimine gelirsek, İngilizce'ye çevirdiğimizde 'cozy', Türkçe'ye çevirdiğimizde 'rahat' anlamına geliyor. Ama aslında ikisini de tam olarak kapsamıyor. Mesela tam da benim gibi, sütle kurabiye yiyerek Noel şarkıları dinliyorsanız, kendinizi evde olmasanız da sımsıcak hissediyorsanız, durup dururken düşünüp tatlı tatlı iç çekiyorsanız, yemeğinizi şömine karşısında yiyor, ödevinizi bir bardak sıcak çikolatayla yapıyorsanız, işte orası son derece 'koselig' bir ortamdır. 
->How to make things koselig?