Friday, April 29, 2016

En Güzel Hafta Sonu - 23 Nisan Kutlamaları ve Tönsberg Turu

The squad
Geçtiğimiz hafta cumartesi günü 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’ydı. Bizim bayramımızdı. Bu günü, her ne kadar ülkemizden uzakta olsak da, eğlenerek hatırlamamız ve anmamız gerektiğini düşündüm. Bu yüzden birkaç exchange öğrenciyi ve en cool host kardeşleri evime, barbekü yapmaya davet ettim. Toplamda 3’ü Türk, 13 kişiydik ve evime gelene kadar kimse günün anlam ve önemini bilmiyordu.
Önce Katie ve Brezilya’lı Constanza evime geldiler. Constanza hafta sonunu Katie’nin evinde geçirecekti, özellikle evimdeki bu buluşmaya katılmak için geldi. Diğerlerini beklerken sohbet edip müzik falan dinledik. Biz otururken Ufuk, Ufuk’un host kardeşi Einar ve en yakın arkadaşı Fredrik, Doğa geldi. Bu sefer ses sistemini bahçeye çıkardık ve güneşin altında bir yandan son ses müzik dinleyip şarkı söylerken bir yandan kart oyunları oynadık. Daha sonra herkes teker teker gelmeye başladı.

Şansımıza hava bir garipti, öğleden önce güneş hepimizi ısıtırken, öğleden sonra bir açıp bir kapamaya başladı. Biraz keyifsiz bir havaydı yani. Bahçede oturmayı planlamıştık, hava soğuk da olsa güneşin altında oturunca insan ısınıyor. Zaten gelen herkes hazırlıklı gelmişti, kabanlar, yün kıyafetler, atkılar falan.
Sosisleri ve hamburgerleri pişirip yeme faslı gayet curcunaydı. 13 kişinin yiyeceği şeyleri aynı anda kızartmak bir yana, masada hep bir ağızdan sohbet etmek ayrı bir zordu tabii. Ama sonrasında herkesin karnı doyunca yine bir sakinlik oluştu, ama biraz üşümeye başladık ve ‘kaffe-kake bordet’yi (kahve ve kek masası) içeride kuralım dedik.

Herkese siyah, acı Norveç kahvesinden yaptım (Türkiye’ye getireceğim şeylerden sadece bir tanesi de bu kahve sanırım) ve Doğa ve Ufuk’a Türk çayı (bir Karadenizli olarak evimde üç tane 500 gr’lık paket çay bulunduruyorum). Bir gece öncesinden Katie’nin evinde beraber yaptığımız Amerikan tarifi karamelli Brownie’den yedik.
Ufuk'un her fotoğrafında verdiği Yüce İsa pozunu taklit ederken
Artık bir konuşma yapmanın zamanıydı. Odama inip Türk bayrağımı yukarı, salona çıkarttım ve astım. Ufuk, Doğa ve ben yanyana geçtik. Elime bardağı alıp kaşığımla üç kez vurdum (bunu ilk kez host babaannemin doğum gününde onun için bir konuşma yapmak amacıyla gerçekleştirmiştim ve o zamandan beri sanırım her kalabalık buluşmada bir konuşma yapıyorum, genellikle ciddiyetsiz oluyorum tabii ama hoşuma gidiyor :P). Sonra da başladık günün anlam ve önemini belirten konuşmamıza. Bilmeyenler için Osmanlı’dan ve 1. Dünya Savaşı’nda nasıl berbat bir durumda olduğumuzdan, Kurtuluş Savaşı’ndan, Kurtuluş’un benim şehrimde başladığından, Atatürk’ün ilke ve devrimlerinden, Türkiye’yi nasıl sekülerleştirdiğinden, 23 Nisan 1920’de TBMM’yi açıp bu günü tüm dünya çocuklarına armağan ettiğinden ve bu günün kutlamalarını engellemeye çalışan ‘Yeni Türkiye’den nasıl nefret ettiğimizden bahsettik.
Herkes baya etkilenmişti bence, etkilenmeseler bile biz mutlu olmuştuk…
 Kek-kahve faslı da bittikten sonra biz yine 13 kişi, kart oyunları, müzik, dans, fotoğraflar… Gerçekten çok eğlenceli bir gündü.
Ufuk şovenistlik yaparken

girllllzzzzz
Bütün fotoğrafları paylaşmak istiyorum

evet hepsini 
Bu insanlarla gülmemek elde değil!

Cumartesi akşamı Doğa bizde kaldı, Pazar günü Tönsberg’i gezdiririm diye söz vermiştim. Ailem de bütün gün evde değildi ve çok geç geldiler. Misafirlerim gittikten sonra Doğa’yla etrafı öyle bir topladık ki, annemler geldiğinde sanki bugün 13 kişiyi ağırlamamışım gibi göründüğünü söylediler (Turkish girl power). Doğa’yla çekirdek çitleyip çay içtik, çünkü iki Türk kızı bir araya geldiğinde sohbetin ve dedikodunun yanında mutlaka bu iki şey olmalıdır!
Ertesi gün önce ailecek kahvaltı ettik, sonra Doğa’yla şehre kadar yürüdük. Canımız yürümek istediğinden değil aslında, Pazar günleri o kadar az otobüs var ki yürümeyip otobüs beklesek daha çok vakit kaybederdik. Neyse ki şehre 20 dakika yürüme mesafesinde oturuyorum, hava da güzeldi.
Benim üzerinde yaşadığım ada ile şehir merkezini 30 metrelik bir köprünün bağladığını daha önce söylemiştim sanırım. 2 adet bağlantı köprüsü var, biri arabalar, biri yayalar için. Yayalar için olanı kullanınca direkt en güzel mekanların ve manzaranın olduğu limana çıkıyor yol. Liman da tabii ki Doğa’ya göstereceğim yerler arasındaydı.

Tonsberg’in limanında çok güzel kafeler, restaurantlar ve dükkanlar vardır. Aynı zamanda yatlar. Bir de gemi şantiyesi vardır, ama bu gemiler normal, modern gemiler değildir. Tonsberg sahilinde, eski teknikleri kullanarak Viking gemileri inşa ederler.
bitmis gemilerden birinin uzerindeki oymalar
Tonsberg, Norveç’teki en eski şehir olarak bilinir ve Oslo’daki Viking Ship Museum’daki gemi, aslında Tonsberg’deki kazılarda çıkarılmış. Tonsberg Viking şehri olarak da geçer ve bu şehirde yaşayanlar da Vikingler’le sürekli iç içedir. Mesela eylül ayında 3 gün süren bir Viking Fest yapıldı bu bahsettiğim limanda. Yapımı tamamlanmış gemilerle fiyortu gezebilir, Viking tarzında giyinmiş, adeta Orta Çağ’dan fırlamış gibi görünen kadınlı erkekli satıcılardan yün, deri, mızrak, ok, yay, kılıç, kalkan gibi Viking tarzı eşyalar yanında hediyelikler de alabilirdik bu festivalde. Vikings dizisini izlediyseniz, orada kullanılan müzikleri, eşyaları, giysileri, herşeyin tıpatıp aynısını bu festivalde görebilirdiniz. Her ne kadar şu anda bu festival aktif olmasa da, limanda yıl boyu Viking gemisi yapıyorlar ve yıl boyu açık olan bir hediyelik eşya dükkanı var. Doğa da oradan bir Tonsberg anısı almak istedi. Dükkana girdik. Dükkanın başındaki adama bir şeyin fiyatını sorduğumda, nereden geldiğimi sordu (aksan problems). Türkiye diyince, ‘ooo o zaman her şey size yarı fiyatına!’ demez mi. Adam tam bir Türkiye hayranı çıktı yani. Türkiye’de nerelerde bulunduğunu sordum, her klasik Norveç’li gibi Alanya, Side vs demesini bekliyor, kum-güneş-deniz dışında, Türk kültürüne dair bir fikri olmadığını düşünüyordum. Adam bana Trabzon’a geldiğini söylemesi mi.. Biz şok. İsminin Eivind olduğunu öğrendiğimiz bu bey, bir çok kez Karadeniz’e ve İstanbul’da kalmış. Samsun’dan geldiğimi söyleyince daha da bir mest oldu. Orada yaklaşık bir saat süren bir sohbete başladık, dükkanda, ayaküstü. Gezip gördüğü yerleri, Türk kültürünün ve Türk kadının ne kadar güzel olduğunu, Vikinglerin aslında Orta Doğudan geldiğini ve Türkiye’den, Konstantinapolis’ten geçtiklerini, kalbinin Türkiye’de olduğunu, maceralarını anlattı da anlattı. Cami arka planlı, İstanbul boğazında geçtiğini düşündüğü bir yağlı boya tablosu gösterdi. Biz her geçen dakika daha da şaşırdık tabii, ilk kez Türkiye hakkında böyle bilgi sahibi biriyle karşılaştık. Ve şimdi en bomba kısım geliyor: Yapımı 2 sene içinde tamamlanacak olan Viking gemisi ile, Vikinglerin Norveç’e gelirken kullandığı yoldan geri gidip, Karadeniz sahillerine ulaşacaklarmış. Tonsbergden çıkıp, Norvec’in batı denizinden Norvec’in en kuzey bölgesi olan Finnmark’a, oradan Rusya’nın kuzey kıyılarına ve Rusya içindeki nehirler ve fiyortlar aracılığıyla güney denizlerine, Samsun’a, Trabzon’a… Samsun’da da duracağına dair söz verdi bana. Doğa bir şeyler almak istiyordu ama Eivind parasını kabul etmiyordu. İkimize de birer tane kendileri çıkarttıkları yerel dergiden ve daha önce viking gemisiyle yapmış olduğu seferlerden fotoğraflardan verdi.

yapim asamasindaki gemi

Sohbetin sonuna gelebildik ve dükkandan çıkabildik. Yapım aşamasında olan gemiye bakarken Eivind tekrar geldi ve fotoğrafımızı çekip facebook sayfalarında veya websitelerinde paylaşıp paylaşamayacaklarını sordu. Tamam dedik. Fotoğrafımızı çektikten sonra iletişim bilgileri alışverişini de yaptık ama bu zamana kadar fotoğraf göremedik. Yine de heyecanlanla internet sitelerini her gün kontrol ediyorum. Uzun bir süre daha fotoğraf göremezsek kendim mail göndereceğim sanırım.
Limandaki bu sohbet sonrası, Tonsberg’in sembollerinden biri olan Slottsfjell’e (Kale Tepesi) çıktık. Slottsfjell, yüzlerce yıl önce surlarla çevrili, tek uzun bir kalesi/kulesi olan bir tepeymiş. Şimdi tabii ki yığınlar kalmış, ama kaleyi restore etmişler. Kalenin tepesinden bütün Tonsberg’i, hatta benim yaşadığım evi bile görebiliyoruz dürbünlerle. Aynı zamanda çok ünlü bir müzik festivali olan Slottsfjellfestivalen de bu tepecikte düzenleniyor. Ne yazik ki bu festival, ben Norveç’e gelmeden önce gerçekleşti ve ben Türkiye’ye döndükten sonra gerçekleşecek… İçimde bir uktedir.
Tepede Constanza ve Katie ile karşılaştık. Birbirimizden habersiz aynı gün ve aynı saatte tepeyi misafirlerimize göstermeye çıkmışız. E 4 exchange birleşince bir kahve içelim dedik. Tepeden aşağı indik ve Wayne’s Coffee’den kahvelerimizi aldık. Ama Doğa’ya göstermek istediğim bir yer vardı, ki burayı ben de daha önce görmemiştim. Dolayısıyla onlarla oturmadık, kahvelerimizi elimize aldık ve şehir turumuza devam ettik.


Prenses Kristina, Slottsfjell'e cikarken heykelini goruyoruz. 1234 dogumlu prenses, babasi 4. Håkon'un zoruyla Ispanya krali 10. Alfonso'nun kardesiyle evlendirilmis ve ulkesinden ayrilmis. Bir daha ulkesini ve aileisni hic goremeden, genc yasinda ve mutsuz olmus.
Daha önce hiç farketmesem de, şehrimizin aslında Sanat Müzesi dışında bir müzesi daha olduğunu öğrendim: Slottsfjell Müzesi. Küçük Tonsberg’imize yakışık küçüklükte, birden fazla bölümden oluşan, mini minnacık bir müzeydi. 16 yaş ve altı ücretsiz giriyordu, ben zaten 16 yaşındayım ama Doğa adına da konuşup ‘Biz 16 yaşındayız’ diyince ikimiz de ücretsiz girdik. Müzenin ilk bölümü Vikinglerle alakalı tabii ki, yine kullandıkları eşyalar, maketler, balmumu heykeller. İkinci bölüm milattan önce Norveç tarihine kısa bir özet geçiyordu. Üstünde bulunduğum ada bir zamanlar buzlarla kaplıymış mesela, buzlar eridikten sonra Aaa burada bir ada varmış demişler. Üçüncü bölüm Nazilerin Norveçe ayak bastığı zamanlar ve savaş dönemleri ile alakalı. Dördüncü bölümde de 7 farklı balina türünün iskeletleri bulunuyordu. İki başlı balina fosili, bebek balina fosili, balina penisi gibi garip şeyler de vardı cam kavanozlar içinde. Bence azıcık korkutucuydu ama hep böyle kocaman bir hayvanın iskeletini görme hayalim vardı (aslında hayalim dinazor iskeleti görmekti ama olsun) ve bu hayalim ucundan gerçekleşti. Maalesef müzeyi çok kapsamlı gezemedik çünkü Doğa’nın trene binmesi gerekiyordu ve zamanımız kısıtlıydı. Doğa’yla ikimiz, bir çift müze hastasıyız ve Oslo’da gezmediğimiz müze kalmasın dediğimiz olmuştu. Maalesef Norveç’te ekonomik şartlar ve zaman kıtlığı, bunu yapmamıza izin vermiyor.




Bu da böyle bir hafta sonuydu, belki de en güzeliydi.
Iyi ki gelmis!

Wednesday, April 6, 2016

Random Bir Yazi - Norvec? ve Hakkinda (Neredeyse) Her Sey

Su siralar olan biten cok sey yok, ama canim cok yazi yazmak istiyor. Yazinca kafam dagiliyor cunku.
Ben de ne yazsam diye dusundum, once bir kac eski AFSlinin blogunu karistirdim ilham gelir diye. Gunlugumden sayfalar okudum.
Bu zamana kadar, basimdan gecen ozel olaylar haricinde, neredeyse hic yazi yazmadim. Norvec hakkinda, Turkiye ile arasindaki farklar hakkinda, gunluk yasantim hakkinda, insanlarin dusunme yapilari hakkinda, olumlu ve olumsuz, her seyiyle Norvec'i ele alan bir yazi yazmak istedim. Ayni zamanda bu zamana kadar bana hem Norvec'te hem Turkiye'de siklikla yoneltilen bazi sorulari da cevaplamak istedim. Hadi baslayalim o zaman.


  • Neden Norvec?
Neden Norvec... Bu soruyla baslarsam burada olma sebeplerimin buyuk bir kismini anlatirim sanirim.
AFS sinavina girerken, kesinlikle Norvec olsun, tarzinda bir dusuncem yoktu. Acikcasi sira ulke tercihlerine gelene kadar, kafamda belli bir ulke yoktu, dusunmemistim bile nereye giderim diye. Sadece gitmek istiyordum. AFS hayatima girdiginden beri, tek dusundugum sey buydu: Gitmek. Nereye oldugunun da bir onemi yoktu, ben her yerde yaparim diyordum. Ilk sinavi gectim, mulakatlari gectim. Geldik ulke secimine, ama ne istedigimi bile bilmiyorum ki. Ama 5 ulke yazmak zorundaydim o listeye, sonra da ne cikarsa bahtima. AFS'nin internet sitesini actim, seceneklerime bakiyorum sirayla. Ilk basta, "Ingilizce konusulan bir yer olsun, en bastan dil mi ogrenecegim yani?" ve "ayy kesinlikle Almanca konusulan bir yer olmasin, nefret ediyorum Almanca'dan" seklinde iki fikrim vardi en azindan. Ingilizce konusulan bir ulke olmasi fikrinden vazgectim, zaten yeterli Ingilizcem vardi, neden baska dil ogrenmeyeyim dedim; ama listemde kesinlikle Almanca konusulan bir ulke de bulundurmadim.
Ulkelere sirayla baktikca belli kriterler olustu kafamda: Kesinlikle Avrupa'da olsun, Germen veya Latin dillerinden biri konusulsun, Almanca olmasin, Fransa icin dil sinavi gerek, fakir bir ulke olmasin, kuzeyde olsun, Iskandinavya'da olsun, Norvec olsun..... Iste nasil Norvec'i sectigimi kisaca ozetledim.
Ben 5 ulke tercihi yaptim; sirasiyla Norvec, Isvec, Belcika FL (Almanca ogrenmek istemiyordum ama Felemenkceye bile evet demisim), Italya, Ispanya (bu ikisi bos tercih, gitmek istedigimden degildi).
Kalbimde olan ulke her zaman Norvec'ti yani. Nordik ulkeler Avrupa'nin en iyileridir, mutluluk ve refah seviyesi yuksektir, en iyi egitim sistemlerine sahiplerdir. Norvec'i de Iskandinavya'nin en iyisi olarak gordum. Zaten Vikingler, kutuplar, kutup isiklari vesaire genellikle ilgimi ceken seylerdi.
Dil konusuna gelince, Norvecceyi 5 milyon kadar insan konusuyor ve ileride bir sekilde isime yarar diye dusundum, Turkiye'de kac kisi Norvecce biliyordur ki? Isime yaramasa bile Nordik dil konusmak cok cool bence..
1 Mayis 2015 cuma gunu eve postayla mektup geldi, AFS Turkiyeden. Annem telefonla aradi, Norvec'ten kabul geldi diye. Ilk ogrendigimde aglamistim ama mutluluktan mi korkudan mi bilemiyorum.
  • Norvecce'yi nasil ogrendin? Gelmeden once calismis miydin?
Bu, Norvec'te ne zaman biriyle tanissam saskinlikla bana yoneltilen sorudur. Gecen hafta sonu arkadasimin dogum gunune gitmistik. Yeni tanistigim insanlarla beraber, exchange'imin ilk aylarinda tanisip sonrasinda gorusmedigim bazi kizlar da vardi. Ben konusmaya baslayinca hepsinin gozleri buyuyordu boyle:
-Ama sen Norvecce konusuyorsun?
-Evet?
-Nasil oldu bu?
-7 aydir burda yasiyorum? Suan Norvecce konusamasam anormal olurdu bu zaten...
- ?!?! E ama? Norvecce? Cok zor degil mi?
Hayir efendim, Norvecce zor falan degil. "Nordik diller dunyanin ogrenilmesi en zor dilleri yea ehe ehe" diye kim demisse kusura bakmasin ama bir tarafindan uydurmus.
Bir dilin, cok fazla kisi tarafindan konusulmamasi, o dilin zor oldugunu gostermez. Norvecce konusan az cunku burada nufus az. Norvecce = Ingilizce + Almanca. Biraz Ingilizcesi olan cok kolay ogrenir.
Kelimelerin neredeyse hepsi Ingilizce veya Almanca kokenli, telaffuz kolay, gramer zorlar belki biraz. Almancadaki gibi nesnelerin cinsiyeti var, ama fiil cekimi yok. Bir fiili butun oznelere ayni sekilde kullaniyorlar. Bla bla bla
Artik insanlar Norvecce konusmama sasirinca sinirlerim bozuluyor gercekten, veya Norvecceye zor dediklerinde.
Hayir, Norvecce cok basit! 4. aydan sonra Ingilizceye ihtiyacim kalmadi bile, Norvecce yetiyor.
Ayrica Turkiyedeyken calismadim. Yani calistim biraz ama, adimi, yasimi, nereden geldigimi soyleyebilecek kadardi. Bir de "seninle tanistigima memnun oldum" diyebiliyordum. Bir de sayilar, aylar, gunler, renkler falan. Basic yani. Ama burada ilk basta dil yetersizliginden dolayi cektigim sikintilar yuzunden baya bir Norvecce calistim, soylemezsem yalan olur.

  • Egitim sistemi nasil?
Egitim sistemi muhtesem. Turkiye'yle karsilastirdigimda hic birsey ogrenmiyorlar diyebilirim. Adamlar liseye gelmis ama hala bizim ilkokul konularini goruyorlar, ustune ustluk zorlaniyorlar.
Egitim sistemi dunyanin en iyilerinden biri, ezber degil ogrenme uzerine kurulu. Yasamin her kosesinde ise yarayacak seyler ogretiyorlar, Norveclilerin genel kultur seviyelerinin cok yuksek olduguna eminim.
Okullar asiri modern ve high-tech, ogrenci-ogretmen iliskisi arkadas iliskisi gibi. Mesela ogretmenleri facebooktan eklemek yasak, ama isimleriyle hitap ediyoruz. Ogretmen sinifa geldiginde ayaga kalkmak, oturusa dikkat etmek falan gerekli degil. Ayaginin altina bir baska sandalye alip ayagini uzatanlar, ayakkabilarini cikarip oturanlar falan filan... Derste yemek yemek bile serbest, ustune dersi dinlemek zorunda da degiller. Dinlemeyince uyari alani gormedim.
Ogretmene soru sormak istedigimizde ogretmen ayagimiza geliyor.. Ilk basta bunu kavrayamayip sik sik ayaga kalkip ogretmenin yanina gittigim oluyordu. Sonradan digerlerine bakinca artik ogretmene "Hey sen! Bir gelsene" demeye basladim. Ama hala icim rahat etmiyor, kendimi baya saygisiz hissediyorum.
Okulun imkanlari cok yuksek, okul kutuphanesi Samsundaki sehir kutuphanesi kadardir. Basketbol, tenis, voleybol, futbol sahalari; birden cok salonu olan spor bolumu, gastronomi okuyanlarin yemek yaptigi mutfaklar, birden fazla konferans odalari, sinema salonu, tiyatro salonu, kocaman kantini, her ogrenciye ozel dolaplari, vs. Saymakla bitmez. Ayni zamanda okulun herkese kendi bilgisayarini sagladigini da soylemeyi unutmayayim.

  • Derslerde ne yapiyorsun, sinav oluyor musun?
Ilk basta ogretmenlerim cok ustume gelmedi, siniftakiler bir derste 5 task yapiyorsa ben 2 task yapmakla sorumluydum mesela. Projelerde veya odevlerde bana biraz daha basitlestirilmis haliyle gorevler verildi. Derse katilimim en onemlisiydi ogretmenlerim icin. Sinavlara da ben kendimi hazir hissedene kadar girmedim. Norvecce yetersizliginden dolayi sinavlar zor geliyordu, Norveccemin eksikligi de beni uzuyordu (dil konusunda biraz takintiliydim evet). O yuzden ilk baslarda sinavlara girmedim. Zaten seneye denklik basvurusu yapip 12. siniftan devam etmeye calismayacagim ve bir alt donemle liseye devam edecegim, o yuzden nota ihtiyacim da yoktu burada. Norveccem gelistikce sinavlara girmeye basladim. 3-4 aydir da her sinava katiliyorum. Sinavlara calismak sikici ve bunaltici gibi gorunse de, aslinda dili daha iyi ogrenmenin cok guzel bir yolu. Gunluk hayatta cok kullanilmayan, daha zorlayici kelimeleri ogrenmemi sagliyor bu yontem. Bu sebeple evet, sinavlara giriyorum. Derslere de elimden geldigince katilmaya, odevleri yapmaya calisiyorum. Ama yapmayinca da kimsenin bir sey dedigi yok, exchange ogrenci oldugumdan herkes anlayis gosteriyor.

  • Arkadaslar ve Sosyal Hayat
Norvec'te arkadas edinmek, diger her seyden daha zordu diyebilirim. Cok iclerine kapaniklar, duygularini kolay kolay belli etmiyorlar. Bizdeki gibi oyle ilgi alaka, arkadasin derdine ortak olma gibi adetleri yok. Bir keresinde bir arkadasim uzgun gorunuyordu ve ne oldugunu sormustum, "sana soylemeli miyim?" cevabini almistim mesela.
Sorunlarini cok onemsemiyorlar, okulda hungur hungur aglarsin ama kimse donup bakmaz mesela. Veya kimse dedikodu yapmaz, ne bileyim, bir kiz muhabbeti donmez, sirlar paylasilmaz.
Karsiliksiz iyilikten anlamiyorlar. Mesela 10 kronun lafini yapiyorlar. Veya paylasmayi bilmiyorlar:
(Sinemada)
-Ben patlamis misir aldim, istersen yiyebilirsin!
-Gercekten mi? Parasini odemem gerekmiyor mu?
Diyalogta goruldugu uzere, ben sadece patlamis misirimi paylasmak istedim. Cunku paylasmayi severim. Cunku bizde biri yerken oburu bakmaz. Cunku sadece aramizda guzel bir iletisim pekismesi olsun istedim. Kizsa bana para teklif etti.
Arkadas kavrami baya farkli yani, bu beni sogutan ve buraya adaptasyonumu zorlayan seylerden biri oldu. Cunku ne zaman buradaki bu arkadas iliskileri moralimi bozsa, buradaki ve Turkiyedeki arkadaslarim arasinda karsilastirma yapiyor, evdeki arkadaslarimi ozluyordum.
Neyseki suanda biraz bu paylasimci kisiligimi ogrenip benimsediler, ben de onlarin comfort zone'larini ve nelerden hoslanip nelerden hoslanmadiklarini ogrendim. Oyle saygi cercevesi icinde bir iliskim var hepsiyle. Egleniyorum iyi hos, ama Turkiyedeki arkadaslarimin yerine kimse gecemez.
Sosyal hayatimda 2 bolum var, exchange ogrencilerle yaptiklarim ve Norveclilerle yaptiklarim.
Exchange ogrencilerle yaptiklarim tabii ki daha eglenceli, ev partileri, Oslo turlari, AFS kamplari vesaire.. Ayrica beni onlardan daha iyi anlayan biri yok burada.
Norveclilerle yaptiklarima gelirsek, her cuma Frik'e katiliyorum. Bazen okul cikislari kafeye gidiyoruz, bazen evde bulusuyoruz. Ve ben her ne kadar eglensem de, arkadaslarimla aramda resmen formal bir iliski olmasini hala sevmiyorum, sevemiyorum.


  • Sosyal medya kullanimi
Gencler vakitlerinin buyuk bir kismini facebook-instagram-snapchat arasinda geciriyor. Twitter veya whatsapp kullanan yok denecek kadar az. Ozel hayatin gizliligine cok onem verdiklerinden, neredeyse herkesin 2 instagram hesabi var. Biri herkesin gorup takip edebilecegi, acik olan instagram hesabi, biri de cok az kisinin takip ettigi, gizli olan, sacma sapan eglence amacli seyler paylastigi, gunluk yaptiklari seyleri gosterdikleri ve tabi ki komik selfilerle dolu instagramlari. Ben de buna uyum saglamak icin kendime bir private instagram hesabi actim. Bu hesabimi Norvecte tanistigim kisiler haricinde takip eden kimse yok, zaten Turkler takip etse rahat hissetmezdim.
Snapchati de cok kullaniyorlar ama mesela snapchat history'de bir sey paylasmiyorlar, ozel olarak arkadaslarina yolluyorlar sadece. Mesajlasma icin de facebooku kullaniyorlar. Sinif grubu ve group chati, en yakinlarimla olan grup konusmalari, icinde bulundugum 18218 tane exchange ogrenci grubu vesaire derken yillar sonra facebookta baya bir aktiflestim.


  • Aile hayati ve host ailem
Sabah herkesin kahvaltisi ve beslenme cantasi kendi sorumlulugu. Hazir olan mutfaga gidiyor, kendine bir seyler hazirliyor ve yiyor. Bazen annem kahve falan yapiyor sadece ortanca kardesimle bana. Sonrasinda herkes okula, ise. Kimse kimseyi ise veya okula birakmiyor. Kardeslerim bisikletle gidiyor, ben otobuse biniyorum, anne ve babam o gun nerede calisacaklarina gore arabayi ve bisikleti paylasiyor. Her ailede anne de baba da calisiyor. Devlet dairelerinde calisanlarin isi saat 16.00da bitiyor, ve bir toplantinin ortasinda da olsalar, bir telefon gorusmesinde de olsalar saat 16.00 oldu mu herseyi kapatip cikma haklari var. 16.00'ya kadar baya calisiyorlar tabii, tembellik yok. 17.30-18.00 gibi hep beraber aksam yemegi yiyoruz. Aksam yemegini eve ilk kim gelirse o yapmaya basliyor, biz cocuklar da yardimci oluyoruz. Sonrasinda kim yine ne isi varsa onu yapiyor.
Hafta sonlari daha farkli tabii, daha cok eglenmek, gezmek, guzel yemekler yapmak uzerine kurulu.
Bu zamana kadar hic host ailemden bahsetmedigimi farkettim, artik zamani gelmistir sanirim.
Norvece geldigimden beri ayni aileyle yasiyorum, su zamana kadar hic bir sorunum olmadi. 7 ay icinde aramizda cok duygusal bir bag olustu aramizda. 3 host erkek kardesim var, yaslari 17, 15, 12. 17 yasinda olan Almanya'da exchange ogrenci, ben de onun odasini, korodaki yerini falan her seyini aldim birazcik.
Zaten kendi oz kardesim de erkek oldugundan, ve host annemle cok cok iyi bir iliskim oldugundan, kiz kardesim olmamasi sorun yaratmadi. Host annemle, gercek annemle de oldugu gibi herseyi rahatca konusabiliyorum.
Bu aileyle yasamanin en guzel yani, sicak aile ortamlarinin ve aramizdaki duygusal bagin, kendi oz ailemi cok fazla aratmayisi ve homesick yasamamam. Eger boyle bir aile ortaminda yasamasaydim, buyuk ihtimal o karanlik soguk kis gunleri basladiginda eve donmus olurdum.
Bir exchange yilinda bence host aile en onemli faktor. Host aile iyiyse exchange yili da guzel gecer diye dusunuyorum. Benim de sansima, maillesmelerimizden baslayarak hep guzel ve sicak bir iliskim oldu ailemle.
Ayni zamanda evdeki tek kizim ve bu, durumlari daha da guzellestiriyor. Ozellikle kiz ogrenci almak istemisler, ve hepsi benimle beraber yeni seyler deneyimliyor. Ayni zamanda evlerine gelmis ilk exchange ogrenci oldugumdan onlar da benim en iyi deneyimi yasamami istiyorlar ve dolayisiyla baya ustume dusuyorlar.
En sevdigim aile uyesi de host annem.


  • Turklere karsi yaklasimlari nasil?
Acikcasi hakkimizda cok fazla sey bilmiyorlar diyebilirim. Cunku Turkiye hakkinda bir cok sacma sapan soruyla karsilasiyorum, artik cevaplamaktan gina geldi. Turkum dedigimde herkes Alanya, Antalya, Side diye saymaya basliyor. Buyuk bir kismi bu bolgelerde bulunmus, risk almamak icin Turk yemeklerinden tatmamis, kumsallarimiza bayilan ama kulturumuz hakkinda baska hic bir fikirleri olmayan insanlar bence. Yaklasimlarina gelince, Turkoldugum icin dislandigim, hakarete ugradigim, hor goruldugum bir durum olmadi; hic oyle hissetmedim.


  • Bana sorulan en sacma sorular:
"Siz de yazilari soldan saga dogru mu okuyorsunuz?"
(Otobuste sohbet eden Suriyeli multecileri isaret ederek) "Ne dediklerini anliyor musun?"
"Domuz eti yemiyorsaniz ne yiyorsunuz?"
"Resmen Turkiyede bacon yok yani?"
"Daha once hic kar gordun mu?"
(Harry Potter'i hic izlemedigimi soyledigimde) "Ama Turkiye'de de Harry Potter var degil mi?"
"Burada neden sacini ortmuyorsun?"
"Fes takan var mi?"
"Hala deve mi kullaniyorsunuz?" (bunu soran kisi cok ciddiydi)
"Niye Norvec'e geldin ki burasi cok sikici"
Aklima gelenler bunlardi. 

Tabii ki bu yazi burada bitmez, ama aklima gelen ve en cok aldigim sorulari yanitlamak istedim. Eger sizin de sorunuz varsa yorumlara anonim olarak veya isminizle yazabilir, mail atabilir ya da sosyal medya uzerinden ulasabilirsiniz. 
Sorun abi, ozellikle seneye exchange ogrenci olacak kisilerden veya AFSye basvurmak isteyenlerden soru alirsam daha da sevinirim, sorular hem Norvec ve exchange hayati hakkinda hem de AFS hakkinda olabilir. 
Okudugunuz icin tesekkurleeeer