Ilk kez bir yazimi bilgisayardan once kagida yaziyorum.
Cunku bugunum bir cok talihsizlikle basladi.
Sabaha karsi 4.30-5.00 gibi, su an ne oldugunu bile hatirlayamadigim kabus yuzunden uyandim ve bir sure uyuyamadim. Saat 6'da alarmim caldiginda cok yorgun ve uykusuzdum. Kalkip hazirlandim, sadece bir kac dakika gec cikmistim evden (Teknik olarak normal saatimden once evden cikiyorum su siralar, cunku benim otobus duragimin bulundugu kaldirimda en az iki haftadir bitmek bilmeyen bir calisma var ve otobusler orada duramadigi icin bir sonraki duraga kadar yurumek zorundayim). Sadece saniyelerle oldugu icin cok sinir bozucu bir otobus kacirisindan sonra, bir sonraki otobusun 2 dakika sonra gelecegini gorup sevindim. Ama muthis kalabalik sabah trafigi yuzunden o iki dakika, on dakikaya donustu. Evimden uzaktaki durakta otobus beklerken bugun cantamin ne kadar da hafif oldugunu dusundum. Ancak bir kac dakika sonra bilgisayarimi evde unuttugum kafama dank etti. Ancak artik eve geri donmek icin cok gecti, zaten o yolu bir daha asla yuruyemezdim sabah sabah... Bilgisayara cok ihtiyacim olmaz belki umuduyla otobuse bindim.
Trafikten dolayi otobus istasyona gec geldi ve istasyondan okula direkt giden son otobusu de boyelce kacirmis oldum. Okuldan gecen diger otobusu buldum ve dersin baslamasina uc dakika kala bu otobus de kalkti. Belli bir saatten sonra istasyondaki multeci sayisi artiyor, Norvecli bulamiyorsunuz resmen. Ben de multecilerin yogun oldugu saatte otobusteydim. Benim icin problem degil cunku Turkiye'dekiler gibi degiller, en az 1 sene Samsun'da Suriyelilerle burun buruna yasadigim ve tramvayda, minibuste, avmde bircok yerde bircok zorluk yasadigim icin, Norvecteki multecilerin farkli oldugu ve Norvecin multecileri secerek aldigi belliydi. Veya secerek almasalar da baya bir gozlerini korkutmus olmalilar ki bence halka Norvecli genclerden daha saygili ve uyumlular. Her neyse, benim icin problem degil ama bazi Norvecliler icin sorun olmus olmali ki, asiri kalabalik otobuste kendisine yer vermek isteyen multeciyi nasil irite edici bir sekilde ve kucumseyerek, reddettigini gordum, hatta kiz adeta "Hiii ben senin kalktigin yere mi oturacagim?" diyordu bakislariyla. Bu insanlari anlamak imkansiz.
Avrupai davranislar bazen beni cidden sogutuyor. Avrupalilarin bazi ozellikleri aslinda cok daha saglikli, guvenli, mantikli, hatta insana woow dedirten turden, mesela bisikletlerin bile farlari olmasi, evdeki is bolumleri, herkesin kendi ev isini tadilatini kendi basina halletmesi, araclarin yaya gecidinde her zaman durmasi ve yol vermesi (burada bir not, bu duruma alisamadim ve ben hala arabalara yol vermeye devam ediyorum) vs. Ama (herkesin degil lakin cogunun) bu kendini begenmislikleri, biz herseyi yapariz'lari, birini begenmeyip kucumsediklerini bu kadar belli etmeleri, dinlerinin imanlarinin para olusu beni delirtiyor. Cevremde bu tipte insanlar mevcut.
Mesela tuvaletinde taharet muslugu olmayan insanlarin, bazen sadece elimi yikamaya gittigim icin tuvalette isim erken bittiginde "Elini yikadin mi? Tuvaletten geliyorsun ya?" demesi beni illet ediyor. Ya sen salataya koydugun marulu yikamayan insansin, benim hijyen seviyemi sorgulamak ne haddine? Tamam belki Turkiye'de sokaklarimiz pis, tamam belki ulkemin her insani senin gibi her gun dus almiyor, en azindan yedigimiz sebzeyi meyveyi yikiyoruz kabugunu soyacak bile olsak, en azindan evlerimizin haftada bir her kosesini, bayram zamanlarindaysa boyle her yerini Cif'leye Cif'leye temizliyoruz. Tamam hani onu da yapmasak, en azindan kalbimiz temiz ulan.
Neyse, otobus mevzusundan nerelere geldim... Ilk ders Ingilizce'ydi, sansima bilgisayar olmasa da olurdu. "Egitim sistemimiz super cunku biz zenginiz" diye bas bas bagiran ve bence siradan bir devlet okuluna cok asiri kacan bir kac etkinlikten sonra cografya dersine girdik.
Gecen hafta oldugumuz, AFS kampindan sonraki hafta ve Imagine Dragons konserinin ertesi gunu, bir gram calismadan girdigim cografya testi yuzunden, siniftan kosarak uzaklasasim geldi. Zaten bilgisayarimi unutmusum, 1.5 saat cografyaya nasil katlanabilirdim Facebook'da dolasmadan? Ama bir sekilde cografyayi da atlattim, hatta karsimda bilgisayar olmadan daha ilgili oldugumu, onumde google translate olmamasina ragmen daha cok anladigimi farkettim. Ama bu cografyadan nefret etmemem icin bir sebep degil, kendi anadilinizde bile duzgun anlayamadiginiz cografya dersinin, sorularin anadilinizde olmadigi bir sinavinda elinize Norvec haritasi verip bolgelerin isimlerini yazmanizi isteseler siz de nefret ederdiniz (ustelik Turkiye gibi sadece 7 bolgeye de sahip degil).

Mesela o Nordland, kuzey land'i anlamina gelmesine ragmen neden en kuzeyde degil arkadas? Bunlari bilmemi beklemeleri ayri sacma, Nordlandin kuzeyde olmamasi ayri sacma, delirecegim sanki.. Ben 7 numarada yasiyorum bu arada, gormus oldunuz.
UYARI: BU NOKTAYI OKUMAYA BASLADIGINIZDA SU YOUTUBE LINKINI ACINIZ VE OKUMAYA OYLE DEVAM EDINIZ LUTFEN.
https://www.youtube.com/watch?v=YIDuuCBSP0Y
Bu ulkeyi seviyorum be, son derece basic, Dogu Anadolu'su doguda mesela, Guneydogu Anadolu'su guneydoguda, Karadenize bakan Karadeniz, Akdenize bakan Akdeniz...... Mantik akiyor resmen, canim ulkem. Havasini, suyunu, tasini topragini ozledigim ulkem.
Herseyin Norvec hakkinda oldugu sorulari muazzam bir sekilde sallayip, daha onceden ogrendigim seyler hakkinda veya yorum gerektiren sorulari yapabilince SFLdeki biricik Bahri hocama tesekkur ettim icimden (Sonra da ona fiyortlu miyortlu kartpostal gonderme sozumu hatirladim, en kisa zamanda calismalara basliyorum). Ozellikle yorum sorularinda cidden yazdim da yazdim, sayisal ogrencilerinin, sozel derslerin sinavlarina her maruz kalislarinda yaptigi gibi, ayni cumleleri cevire cevire boyle, kocaman harflerle yazdim da yazdim.
Neyse iste, bu talihsiz gun de boyle geciyor. Matematik dersinde son derece basic bir sekilde fonksiyon isledik, simdi de sosyoloji dersindeyim. Sanirim sosyoloji biraz daha iyi gidiyor, Artik Norvec'in siyasetiydi, kommune'siydi, bilmem nesiydi, onlardan bahsetmek yerine evrensel konusuyoruz ve bu da isleri ciddi anlamda kolaylastiriyor.
Veee okuldan sonra AFS danismanimin evine gidecegim. Daha once bahsetmistim diye hatirliyorum sanki ama ben bile emin degilsem siz hic bilemezsiniz o yuzden tekrar bahsedeyim, AFS danismanim aslen Sili'li, Norvec'e exchange ogrenci olarak gelmis zamaninda, sonradan buraya tasinip bir Norvecliyle evlenmis, bir de ustune sarisin mavis bir bebis yapmis (hayallerimi yasiyor resmen, bebek kismi haric), ve bizim eve on dakika yurume mesafesinde oturuyor. Norvec'teki ilk haftalarimda esi ve bebegiyle bize gelmislerdi tanismaya (tabiki bebegine dokundurtmadi), sonrasinda 2 ayligina Sili'ye gittigi icin tekrar gorusememistik. Norvec'e geri dondu ve sonunda bulusuyoruz.
Beni exchange ogrenci arkadaslarim kadar anlayabilecek tek insan danismanim. Tamam exchange ogrencilerle dertlesebiliyoruz, "aa bu bana da oldu", "aynen kanka cok iyi anliyorum" falan diyebiliyoruz. Ama danismanlarimizla hem dertlesiyoruz hem de onlar derdimize derman buluyorlar. Cok buyuk sorunlarim olmasa da (acikcasi host aileler hakkinda duymaya basladigimiz hikayelerden sonra sorunum var demeye utaniyorum) okul hakkinda falan konusma ihtiyacim var gibi hissettim. Belki de sadece farkli biriyle gorusmek istiyorum, aslinda kendi hislerimi ben bile anlayamiyorum, bilemedim yani.
Biraz da gecmis ve gelecek haftadan bahsedeyim. Kamp sonrasi bir sure kendime gelemedim. Hala kampin nasil gectigini dusunup uzuluyorum. Sanirim sinifta ne kadar iyi arkadaslar edinirsek edinelim, AFSliler hep en yakinlarimiz olacak. Ve kamptan sadece iki gun sonra Imagine Dragons konseri vardi. Ben Katie ve Dario ile gittim konsere. Ayakta durulan bolumden bilet bulamadigimiz icin, koltuklu yerden almak zorunda kalmistik yani diger exchangelerden ayri dusmustuk konser sirasinda. En azindan sahneyi tam anlamiyla gorebiliyorduk ama butun konser dans edememek benim gibi bir insana iskence gibi geldi.
Kamp oncesi ve sonrasinda diger exchangelerle kisa bir sure gecirebildik, 2 aydir gormedigim Alkim'i gordum sonunda ve ilk kamp sonrasi ilk kez ortamdaki Turk sayisini uce cikarabildik. Ister istemez cok daha rahat ve cok daha mutlu hissettim kendimi. Tabii ki fotograf cekinmeden duramadik.
Ufuk, ben, Alkim <3
Dario, Katie, Fernando, Eline, Helen, Victoria, Alkim, Ufuk, Ben, Diger Katie
Italya, ABD, Meksika, Belcika, Guatemala, USA, Turkiyex3, ABD
Cuma gunu okul cikisinda sinifca pizza yemeye gittik, sonra da Lea ve Ingvill'le bir kez daha Frik bulusmasina gittim. Bu tur konular hakkinda bir cok kez dusunup bir cok kez karar degistirmistim ilk Frik deneyimimden beri. Bu sefer sarkilar dualar falan, beni etkileyemedi. Cunku hafta boyunca babamla dinlerin ve milliyetlerin olmadigi bir dunyanin ne kadar guzel olabileceginden bahsetmistik. Bu konular hakkinda da yazmak isterdim ama oncelikle icinde kaybolmam gereken bir kutuphane var. O yuzden bu yorumlarimi sonraya birakiyorum. Ama Frik'de olmak bir yandan hosuma da gidiyor, sinif arkadaslarimla vakit geciriyorum, sarki sozlerini kafamdan cevirip Norvec'ce pratigi yapiyorum, ve, en iyi yonu, bir cok insanla tanisiyorum. O yuzden Frik bulusmalarina devam..
Hafta sonunda tekrar Katie ile bulustum, bu sefer termoslari ve sandvicleri alip Nøtterøydeki minik bir tepeye tirmandik, piknik ortumuzu yere serip manzaranin keyfini cikardik. Manzara cidden cok guzeldi, konusurken boyle duygusal konulara soktu bizi falan. Exchange yilimizin son gunlerinde o tepede ates yakip sabahlayalim dedik. Beraber oturup, bir kac gun icinde aramizda kilometreler, hatta bir okyanus olacagi icin efkarlanalim dedik. Gercekten simdiden uzuluyorum ben, 8 ay var belki ama, burdan ayrilmak hem cok guzel hem cok uzucu olacak.
Ve aileme manti yaptim, cidden becerdim... Daha onceki haftalarda Katie beni evine davet edip Mac&Cheese yapmisti ailesine ve bana. Bu sefer sira bende dedim. O da Turk yemegi yemek icin sabirsizlaniyordu zaten. Ben de ne yapsam ne yapsam diye dusundum, canim da bir manti cekiyordu var ya, anlatamam. Ve en sonunda "ya ben mantiyi alacagim, ya manti beni" dedim, ben mantiyi aldim. Ailem icin degil kendim icin yapmis gibi oldu biraz. Neyse, zorlu bir mucadele diyemem, hamuru yogurmak disinda hersey kolaydi. Ince uzun oklava olmadan da o hamuru tarifteki gibi 2 mm incelikte acabildim. Minik minik kareleri kapatirken Katie ve William yardimci oldu, bir Norvecli ve bir Amerikaliya manti kapatmayi da ogrettikten sonra kaynattim, bol sarimsakli yogurdu hazirladim, erimis yaga kirmizi biberi doktum ve hepsini birlestirdim. Sonuc, bekledigimden cok daha guzeldi. Mantiyi ozledigim icin de tadi bana mukemmel gelmis olabilir belki, bilmiyorum ama ailem ve Katie gercekten cok sevdi mantiyi. Ben de mutluluktan delirdim tabi, manti acmisim, yerken ev tadi aliyorum, home sweet home diyorum resmen; bir de ustune host ailem cok begendiklerini ve tekrar yapmami istediklerini soyleyince, mutluluktan ucmamak elde degil tabii.
Aslinda daha basit seylerle baslayip, 2 ay boyunca arada sirada Turk yemekleri pisirebilirdim aileme, ama sadece yapamazsam ve begenmezlerse, Turk yemek kulturunu guzel tanitamazsam, vs. sacma sapan kuruntularimdan dolayi mutfaga girmedim sayilir. Bundan sonra Turk yemekleri pisirmeye devam, ozlemisim yahu.
Sakin gorunuyorum belki ama icimden "Nerden kalktim bu manti isine yaaaa" diyor olabilirim. Ayrica t-shirt bol oldugu icin sisman gozukmusum yani yoksa ne kilo almasi canim..
Made me feel like home :')
Ay cok uzun oldu bu, yollayayim bari. Gelecek haftalardan da spoiler vermeyeyim. Gorusmek uzereeee!