Hey guys!
I couldn't write in English for a while. I was so busy and I just had enough time to write somethings in Turkish.
I want to tell you about my last days.
Last weekend was great.. We had a mini home-party with the other exchange students at Ufuk's home. Also, sun was shining and I didn't feel like depressed.
Everything is going better at school, too. I started to talk more with my classmates, and feel like they care about me. I didn't feel alone in the classroom during the week. I hope it won't change until the weekend.
I have fun with my friends and I like to talk to them. We started to talk in Norwegian, but of course I sometimes need translation. I can find something to talk and we usually chat during the lunch break or between classes nowadays.
Lea and I always chat on Facebook after school, she is so nice and kind to me, she helps me about EVERYTHING. I think I get along with her.
We usually had to work in groups that week. So I talked with almost everyone in the class. Also I understand Norwegian more and more everyday. Even it's still so hard to make a sentence quickly, at least I know what they are talking about.
But I miss my friends, I talked with my friends from AFS Turkey, we shared our opinions about our exchange lives and things like that. After that, I made a Skype call with one of my best friends in Turkey, Seyma.
On Tuesday, we had some conferences all day. First, we watched videos from schools in Colombia, then, a Colombian man who has lived in Norway with his wife for 10 years, introduced us his country. (In addition, he was speaking Norwegian but he was slow, and that was perfect for me, I understood all the presentation). After that, there were many conferences about many subjects at the same time. We've chosen the conferences that we want to go before Tuesday. The conferences that I had were about woman rights and sexual abusement at schools.
And today, didn't go to school because we worked to earn money. The money that we earned will be sent to Colombia. Some of my friends collected money from people in the streets, did housework at home or made some cakes and sold. I did housework, I washed all windows at home. Actually I don't do housework in Turkey, that was my first time that I cleaned a window. But I think windows are shining now, because of my Turkish girl power ;)
Then, I played with Duolingo. Actually I was planning to study Norwegian with my A1-A2 level books, but I was a bit tired so I just opened Duolingo app and learnt some new words in Norwegian.
When my phone's battery charge came to the end, I turned off my phone and started to search for some recipes of Turkish cuisine. I asked my mom, dad and grandma to get some recipes.
I always thought that the only thing that can make my exchange year hard is the weather. But now, I think the biggest problem is missing the Turkish food. I really like Norwegian food, I don't say that norsk mat is bad. Actually I eat a lot because Norwegian food is new and so delicious to me.
So I planned to show my host family the Turkish breakfast on a Sunday or make a good dinner with easy recipes.
It started to rain on Monday again. Sometimes we can see the sun, too.
I count days to Arrival Camp Part 2.
I count days to Imagine Dragons concert.
And that's all from me ^^
Thursday, September 24, 2015
Monday, September 21, 2015
Nøtterøy Kilisesi'nde Bir Konser, "Frik" ve Mini Ev Partisi
Sanirim bu yazim normalden de uzun olacak.
Gunlerdir cok yogunum, ama yorucu bir yogunluk degil bu.
Gecen hafta persembe gunu, katildigim koro ile beraber kilisede bir konserimiz oldu.
Burada kiliseye bagli bir koroda sarki soyledigimi yazmistim. Ayrica sinif arkadasim Hanna ve host kardesim William da ayni koroda. Greveskogen'in muzik dalinda okuyan bir cok kisi de bu koroya katiliyor.
Nøtterøy'de neredeyse 100 yillik, filmlerden firlamis gibi bir kilisede konser verdik. Bahcesinde bir cok mezar bulunan, iceri girdigimizde yaklasik 30 tane beyaz bankin bizi karsiladigi, karsida kursu ve chancel (kilisede rahip ve koronun bulundugu yer, Turkce karsiligi yok), insanlarin evlilik yemini ederken diz coktukleri kucuk tabure, en arkada da muazzam bir Isa tablosu, tablonun iki yaninda cok guzel heykeller, hac sembolleri, ust katinda devasa bir kilise orgu... "Kappe" denilen, kizlarin kirmizi erkeklerin siyah rengini giydigi upuzun elbiselerimizi giydikten sonra konser saatini ve dinleyicileri beklemeye basladik. "Nave" (kilise ortasi, banklarin bulundugu yer) dolduktan sonra ust kattan teker teker inip yerlerimize gectik. Piyanoyu host annem caliyordu zaten. Tamami din, Tanri, Isa, ve hayatla alakali olan Norvecce, Ingilizce, Latince ve Almanca bir suru sarki soyledikten sonra konserimiz bitti. Bu korodan gercekten cok keyif aliyorum. Her gecen gun tanistigim ve konustugum kisiler de artiyor boyle ortamlara girdikce.
Persembe gunu ile ilgili tek bir pismanligim var, kilisede fotograf cekemedim dolayisiyla buraya internette buldugum bir kac fotograf eklemek zorundayim gostermek icin. Telefonumu cikarmayi gectim, kendi ellerimi ceplerimden cikarmaya cesaret edemeyecegim kadar yagmur yagiyordu o gun.
Bu bulusmalarda her zaman tanidigim kisiler oluyor, aile dostlarinin cocuklari, Fredrik'in benle tanistirdigi bir kac arkadasi... O aksam arkadasim Martine beni kilisedeki bulusmadan sonra baska bir yere davet etti. Kiliseden ciktiktan sonra 5 kiz "Frik" isimli bir yere gittik. Frik, sadece gencler icin bir klup gibi. Martine bana oyle tarif etti yani. O gece klupte Amerika'dan gelen biri talkshow yapacakmis, benim de kesinlikle onlara katilmam gerekiyormus bu yuzden, adam Ingilizce konusacagindan benim icin kolay olurmus cunku. Uyeleri sadece genclerden olusuyor. Girdigimizde icerisi spotlar haricinde karanlikti, sahnede de bir grup vardi. Alt kat cok kalabalikti ve herkes dans ediyordu. Sadece ellerini havaya kaldirip oylece duranlar da vardi, ben de onlari sovun bir parcasi sanmistim, aslinda oyle degilmis.
Donen bir merdivenle ust kata gectik biz, alt kat cok doluydu, ustten de sahneyi goruyorsunuz ama. Oturacak bir yer bulduktan sonra konseri dinlemeye basladik. Sarkilar Norvecce, arka planda da sarki sozleri var. Ama Norveccem sozleri algilamama yetti neyse ki. Dinlemeye baslayinca anlaim ki rock band gibi gorunen bu insanlar aslinda Tanri askiyla alakali bir sarki soyluyor, etraftaki insanlar da Tanri'yla daha yakin olmak icin ellerini havada tutuyor, sarkilara eslik ediyor veya dans ediyor. Ama muzik o kadar guzel ki, Youtube'da falan bulabilsem indirir dinlerim, size de tavsiye ederim... Sarkilar sirasinda icimde bir cok duygu olusmaya basladi, ama oralara en son gelecegim.
Daha sonra sahneye gelen Amerikali adam din ve hayat hakkinda konusmaya basladi. Aslinda her insanin ne kadar mukemmel oldugundan bahsetti; esimiz benzerimiz yok cunku. Bunaltici sikici bir konusma degildi ama bu, arada espriler patlatiyor, yanindaki cevirmene satasiyor falan. Zaten onyargili bir insan onu gorse "Bu mu dinle alakali konusacak?" falan da diyebilir. Azicik kendini begenmis, sifir mimikle bana o konusmasiyla ve esprilerle kahkahalar attiran ama bir cok sey ogreten, nadir bulunur bir kisilikti bence.
Adamin konusmasinin sonlarinda (keske ismini bilseydim), insanlar sessizlige burundu, herkes birbirine sarilip sessizce sarildigi kisiye dua ediyordu. Kimse konusmuyor, sadece sariliyor ve gozle gorulur bir Tanri askiyla agliyordu.
Ve o an ben de aglamaya basladim.
Ben kimse icin dua etmiyordum veya kimse bana dua etmiyordu o an, zaten cok dindar oldugum da soylenemez. Sadece insanlari izliyordum, ve birden gozyaslarim akmaya basladi.
Nedenini cozemiyorum, bir cok dusunce aklimdan geciyordu o an. Ve icimde, kalbimde bir bosluk hissettim. Belki de mutluluktan agliyordum, belki icimdeki bosluktan. Oncelikle sunu soylemem gerekiyor, kendi dinini sevebilen insanlar gorebilmek, o aski bu denli icten yasayan birilerinin oldugunu bilmek beni cok mutlu etti. Ben kendi dinimi bir turlu sevemedigim ve burada dinimi sorduklarinda 'I am not a religious person.' diyip gecistirdigim icin, bu insanlar da bana garip geldi tabii.
Aglamamin bir diger nedeni de, bizim 'gavur' diye adlandirdigimiz bu insanlarin, benim Musluman veya dinsiz olup olmadigimi sorgulamadan, her seferinde beni kendi cemberlerine katip onlarla sarki soylememe izin vermeleriydi mesela. Birbirlerini ve dinlerini bu denli sevebilmeleriydi. Incil'i kendi dillerinde okuyup, sarkilari da Norvecce yazabilmeleriydi. Dinlerini anlamalariydi. Ote yandan dinle alakali espri de yapabiliyor olmalariydi. Cocuklara dini sevdirerek, kucuk capli tiyatrolarla ve sarkilarla, bir gram korkutmadan ogretmeleriydi. Rock tarzinda ama dini bir sarki yazabilmeleriydi, dinlerini hem gunumuze uyarlayip bir yandan eski gelenekleri de surdurebilmeleriydi. Iste bunlar o an aglarken dusundugum seylerdi. Iste bunlar benim daha once hic gormedigim seylerdi..
Ulkemin ve daha bir cok Musluman ulkenin insani, anlamini bilmedigi ama aslinda kadinlarin adet donemi hakkinda, Arapca bir ayete aglarken, cocuklara korku salip, her turlu yenilikten uzakken, dini gunumuze uygun yasayabilmeyi reddederken, kendinden baska her irki ve dini kucuk gorurken, camiyi ziyaret eden turistin basini ortmesini bekleyip, ortmeyeni linc ederken, diger dinlere mensuplari gavur ilan ederken, ben bu insanlarin beni iclerine alip sarmasina agladim. Cemberlerine katmasina agladim. Tanri askiyla sarkilar soyleyip dans edip eglenen bunca insanin icinde, bombos bir kalple durmama agladim.
Bu konuyu tam aciklayamiyorum, gercekten aklimdan cok sey gecti o an, konu da cok dagilmis olabilir ama yapacak bir sey yok.
Duygu dolu bir sekilde salondan cikip oturma ve kafetarya bolumunde arkadaslarimla beklemeye basladik, ayrica sinif arkadaslarim Lea ve Ingvill de Frik'teydi, onlara daha sik katilmam icin beni davet ettiler, her cuma toplaniliyormus. Diger arkadaslarim Martine, Solveig ve Elisabeth de yakin zamanda yapmayi dusundukleri bir Bowling gecesine katilip katilamayacagimi sordular. Sanirim arkadaslarim yonunden hersey iyi gidiyor. Biraz orada oturduktan sonra host babam beni almaya geldi ve eve gittik. Geldigimde yazamayacak kadar yorgundum yine ama guzel bir yorgunluktu bu.
Cumartesi gecesi Ufuk'un evinde kaldik, 7 exchange ogrenci, 2 de Norvecli (biri Ufuk'un host erkek kardesi digeri de sinif arkadasiydi) 9 kisiydik toplamda. Ufuk'un evi biraz uzak, tren parasi vermemek icin Katie ile otobusu tercih ettik ama yol 1 saat surunce pisman olmadik degil. Herkes evden kendi "yatagini" ve yiyeceklerini getirdi, en son Holmestrand'da marketten kendimize dondurulmus pizza alip evde pisirdik. Karaoke gecesi gibi bir seydi, 4e dogru uyumayi becerebildik. Ertesi sabah da Italyan olan arkadasimiz Dario'nun host babasi, evim onlarin yolu ustunde oldugu icin beni de birakti, 1 saat otobusu cekmedim neyse ki. Yorucu bir geceydi. Gunesli bir hafta sonunun ardindan erkenden uyumaya gittim.
Bugun okul her zamankinden daha guzeldi, bugunku derslerin neredeyse hepsinde grup calismasi yapmamiz gerekti ve bu da neredeyse herkesle sohbet edebilmemi sagladi. Ogle yemeginde de sandvicimi ( :( ) kizlarla yedim ve gercek anlamda sohbet edebildik, hatta ilk dedikodumuzu bile yaptik. Sanirim ufacik bir yalnizlik cekmedigim ilk gundu.
Cikis zili caldiginda USA'dan baska bir exchange arkadasim Anna'yi gordum, evlerimiz cok yakin oldugu icin ona katildim. Sohbet ede ede Tønsberg'e kadar geldik. Otobus istasyonundayken bana, aslinda bugun okuldan eve yurumeyi planladigini ama ben yanina gelince yurumek istemeyecegimi dusunup vazgectigini soyledi. Ben de Tønsberg'den eve kadar yurumeyi teklif ettim ve apar topar (cidden cok hizli bir sekilde) otobusten indik ve yurumeye basladik. Sehrin o kisimlarindan hic yuruyerek gecmemistim, sayamadigim kadar park, paten sahasi ve bir kopru gectikten sonra eve vardim. Sonrasinda aksam yemegi yedik.
Not 1: Imagine Dragons artik hayal degil, biletler alindi, 20 Ekimde Dario ve Katie ile Oslo'dayiz!
Not 2: Yarin da kucuk capli bir bulusma olacak exchange'lerle. Cidden benim en yakin arkadaslarim oldular. Exchange yilimiz bittiginde ve herkes evlerine dondugunde kac tanesiyle tekrardan gorusebilirim, merak konusu.
Not 3: Frik ile ilgili bilgi icin www.frik.com
Not 4: Videonun ve fotograflarin dusuk kalitesinden dolayi moralim bozuldu, https://www.youtube.com/watch?v=wwA9xPKHOeo soylenen sarkilardan bir tanesi.
Gunlerdir cok yogunum, ama yorucu bir yogunluk degil bu.
Gecen hafta persembe gunu, katildigim koro ile beraber kilisede bir konserimiz oldu.
Burada kiliseye bagli bir koroda sarki soyledigimi yazmistim. Ayrica sinif arkadasim Hanna ve host kardesim William da ayni koroda. Greveskogen'in muzik dalinda okuyan bir cok kisi de bu koroya katiliyor.
Nøtterøy'de neredeyse 100 yillik, filmlerden firlamis gibi bir kilisede konser verdik. Bahcesinde bir cok mezar bulunan, iceri girdigimizde yaklasik 30 tane beyaz bankin bizi karsiladigi, karsida kursu ve chancel (kilisede rahip ve koronun bulundugu yer, Turkce karsiligi yok), insanlarin evlilik yemini ederken diz coktukleri kucuk tabure, en arkada da muazzam bir Isa tablosu, tablonun iki yaninda cok guzel heykeller, hac sembolleri, ust katinda devasa bir kilise orgu... "Kappe" denilen, kizlarin kirmizi erkeklerin siyah rengini giydigi upuzun elbiselerimizi giydikten sonra konser saatini ve dinleyicileri beklemeye basladik. "Nave" (kilise ortasi, banklarin bulundugu yer) dolduktan sonra ust kattan teker teker inip yerlerimize gectik. Piyanoyu host annem caliyordu zaten. Tamami din, Tanri, Isa, ve hayatla alakali olan Norvecce, Ingilizce, Latince ve Almanca bir suru sarki soyledikten sonra konserimiz bitti. Bu korodan gercekten cok keyif aliyorum. Her gecen gun tanistigim ve konustugum kisiler de artiyor boyle ortamlara girdikce.
Persembe gunu ile ilgili tek bir pismanligim var, kilisede fotograf cekemedim dolayisiyla buraya internette buldugum bir kac fotograf eklemek zorundayim gostermek icin. Telefonumu cikarmayi gectim, kendi ellerimi ceplerimden cikarmaya cesaret edemeyecegim kadar yagmur yagiyordu o gun.
Google'dan buldugum eski bir fotograf.
Ust kisimda devasa hoparlorleriyle eski bir piyano var.
Ertesi gun yani 18 Eylul Cuma, benim host ailemin bagli bulundugu kiliseye gittik. Bu sefer yeni bir kilise ama. 2 haftada bir cuma gunleri kilisede bulusuyorlar, yakin cevrede oturan bir suru yasli, yetiskin, genc ve cocuklar orada bulunuyor. Once hep beraber aksam yemegi yeniyor, yemekten sonra kahve ve kek ikram ediliyor. Hep beraber sarkilar soyleniyor, host annem yine piyanoyu caliyor, daha sonra koskocaman bir cember yapiliyor. Yakin zamanlarda icimizden birinin dogum gunuyse o kisi ortaya aliniyor, mutlu yillar sarkisi soyleniyor. Dogum gunu kutlamasi bittikten sonra el ele tutusuluyor, herkes birbiri icin dua ediyor. Yetiskinler, gencler ve cocuklar olarak 3 gruba ayriliyor daha sonra... Her grup bir odaya geciyor ve kilisede calisan bir kac kisi odalarda bu gruplarla sohbet ediyor. Sonrasinda tekrar buyuk "nave"de bulusuluyor, yetiskinler arasinda para toplaniyor, butun paranin ufak bir kismi kilisede yedigimiz yemeklere giderken geri kalani hayir kurumuna yollaniyor.Bu bulusmalarda her zaman tanidigim kisiler oluyor, aile dostlarinin cocuklari, Fredrik'in benle tanistirdigi bir kac arkadasi... O aksam arkadasim Martine beni kilisedeki bulusmadan sonra baska bir yere davet etti. Kiliseden ciktiktan sonra 5 kiz "Frik" isimli bir yere gittik. Frik, sadece gencler icin bir klup gibi. Martine bana oyle tarif etti yani. O gece klupte Amerika'dan gelen biri talkshow yapacakmis, benim de kesinlikle onlara katilmam gerekiyormus bu yuzden, adam Ingilizce konusacagindan benim icin kolay olurmus cunku. Uyeleri sadece genclerden olusuyor. Girdigimizde icerisi spotlar haricinde karanlikti, sahnede de bir grup vardi. Alt kat cok kalabalikti ve herkes dans ediyordu. Sadece ellerini havaya kaldirip oylece duranlar da vardi, ben de onlari sovun bir parcasi sanmistim, aslinda oyle degilmis.
Donen bir merdivenle ust kata gectik biz, alt kat cok doluydu, ustten de sahneyi goruyorsunuz ama. Oturacak bir yer bulduktan sonra konseri dinlemeye basladik. Sarkilar Norvecce, arka planda da sarki sozleri var. Ama Norveccem sozleri algilamama yetti neyse ki. Dinlemeye baslayinca anlaim ki rock band gibi gorunen bu insanlar aslinda Tanri askiyla alakali bir sarki soyluyor, etraftaki insanlar da Tanri'yla daha yakin olmak icin ellerini havada tutuyor, sarkilara eslik ediyor veya dans ediyor. Ama muzik o kadar guzel ki, Youtube'da falan bulabilsem indirir dinlerim, size de tavsiye ederim... Sarkilar sirasinda icimde bir cok duygu olusmaya basladi, ama oralara en son gelecegim.
Daha sonra sahneye gelen Amerikali adam din ve hayat hakkinda konusmaya basladi. Aslinda her insanin ne kadar mukemmel oldugundan bahsetti; esimiz benzerimiz yok cunku. Bunaltici sikici bir konusma degildi ama bu, arada espriler patlatiyor, yanindaki cevirmene satasiyor falan. Zaten onyargili bir insan onu gorse "Bu mu dinle alakali konusacak?" falan da diyebilir. Azicik kendini begenmis, sifir mimikle bana o konusmasiyla ve esprilerle kahkahalar attiran ama bir cok sey ogreten, nadir bulunur bir kisilikti bence.
Adamin konusmasinin sonlarinda (keske ismini bilseydim), insanlar sessizlige burundu, herkes birbirine sarilip sessizce sarildigi kisiye dua ediyordu. Kimse konusmuyor, sadece sariliyor ve gozle gorulur bir Tanri askiyla agliyordu.
Ve o an ben de aglamaya basladim.
Ben kimse icin dua etmiyordum veya kimse bana dua etmiyordu o an, zaten cok dindar oldugum da soylenemez. Sadece insanlari izliyordum, ve birden gozyaslarim akmaya basladi.
Nedenini cozemiyorum, bir cok dusunce aklimdan geciyordu o an. Ve icimde, kalbimde bir bosluk hissettim. Belki de mutluluktan agliyordum, belki icimdeki bosluktan. Oncelikle sunu soylemem gerekiyor, kendi dinini sevebilen insanlar gorebilmek, o aski bu denli icten yasayan birilerinin oldugunu bilmek beni cok mutlu etti. Ben kendi dinimi bir turlu sevemedigim ve burada dinimi sorduklarinda 'I am not a religious person.' diyip gecistirdigim icin, bu insanlar da bana garip geldi tabii.
Aglamamin bir diger nedeni de, bizim 'gavur' diye adlandirdigimiz bu insanlarin, benim Musluman veya dinsiz olup olmadigimi sorgulamadan, her seferinde beni kendi cemberlerine katip onlarla sarki soylememe izin vermeleriydi mesela. Birbirlerini ve dinlerini bu denli sevebilmeleriydi. Incil'i kendi dillerinde okuyup, sarkilari da Norvecce yazabilmeleriydi. Dinlerini anlamalariydi. Ote yandan dinle alakali espri de yapabiliyor olmalariydi. Cocuklara dini sevdirerek, kucuk capli tiyatrolarla ve sarkilarla, bir gram korkutmadan ogretmeleriydi. Rock tarzinda ama dini bir sarki yazabilmeleriydi, dinlerini hem gunumuze uyarlayip bir yandan eski gelenekleri de surdurebilmeleriydi. Iste bunlar o an aglarken dusundugum seylerdi. Iste bunlar benim daha once hic gormedigim seylerdi..
Ulkemin ve daha bir cok Musluman ulkenin insani, anlamini bilmedigi ama aslinda kadinlarin adet donemi hakkinda, Arapca bir ayete aglarken, cocuklara korku salip, her turlu yenilikten uzakken, dini gunumuze uygun yasayabilmeyi reddederken, kendinden baska her irki ve dini kucuk gorurken, camiyi ziyaret eden turistin basini ortmesini bekleyip, ortmeyeni linc ederken, diger dinlere mensuplari gavur ilan ederken, ben bu insanlarin beni iclerine alip sarmasina agladim. Cemberlerine katmasina agladim. Tanri askiyla sarkilar soyleyip dans edip eglenen bunca insanin icinde, bombos bir kalple durmama agladim.
Bu konuyu tam aciklayamiyorum, gercekten aklimdan cok sey gecti o an, konu da cok dagilmis olabilir ama yapacak bir sey yok.
Duygu dolu bir sekilde salondan cikip oturma ve kafetarya bolumunde arkadaslarimla beklemeye basladik, ayrica sinif arkadaslarim Lea ve Ingvill de Frik'teydi, onlara daha sik katilmam icin beni davet ettiler, her cuma toplaniliyormus. Diger arkadaslarim Martine, Solveig ve Elisabeth de yakin zamanda yapmayi dusundukleri bir Bowling gecesine katilip katilamayacagimi sordular. Sanirim arkadaslarim yonunden hersey iyi gidiyor. Biraz orada oturduktan sonra host babam beni almaya geldi ve eve gittik. Geldigimde yazamayacak kadar yorgundum yine ama guzel bir yorgunluktu bu.
"Sen benim gorusumu actin,
Sen bana yeni bir yasam verdin,
Seni seviyorum, seni seviyorum,
Icimde yasiyorsun,
Ben sana aidim,
Seni seviyorum, seni seviyorum."
Bugun okul her zamankinden daha guzeldi, bugunku derslerin neredeyse hepsinde grup calismasi yapmamiz gerekti ve bu da neredeyse herkesle sohbet edebilmemi sagladi. Ogle yemeginde de sandvicimi ( :( ) kizlarla yedim ve gercek anlamda sohbet edebildik, hatta ilk dedikodumuzu bile yaptik. Sanirim ufacik bir yalnizlik cekmedigim ilk gundu.
Cikis zili caldiginda USA'dan baska bir exchange arkadasim Anna'yi gordum, evlerimiz cok yakin oldugu icin ona katildim. Sohbet ede ede Tønsberg'e kadar geldik. Otobus istasyonundayken bana, aslinda bugun okuldan eve yurumeyi planladigini ama ben yanina gelince yurumek istemeyecegimi dusunup vazgectigini soyledi. Ben de Tønsberg'den eve kadar yurumeyi teklif ettim ve apar topar (cidden cok hizli bir sekilde) otobusten indik ve yurumeye basladik. Sehrin o kisimlarindan hic yuruyerek gecmemistim, sayamadigim kadar park, paten sahasi ve bir kopru gectikten sonra eve vardim. Sonrasinda aksam yemegi yedik.
Not 1: Imagine Dragons artik hayal degil, biletler alindi, 20 Ekimde Dario ve Katie ile Oslo'dayiz!
Not 2: Yarin da kucuk capli bir bulusma olacak exchange'lerle. Cidden benim en yakin arkadaslarim oldular. Exchange yilimiz bittiginde ve herkes evlerine dondugunde kac tanesiyle tekrardan gorusebilirim, merak konusu.
Not 3: Frik ile ilgili bilgi icin www.frik.com
Not 4: Videonun ve fotograflarin dusuk kalitesinden dolayi moralim bozuldu, https://www.youtube.com/watch?v=wwA9xPKHOeo soylenen sarkilardan bir tanesi.
Thursday, September 17, 2015
Yağmur ve Sandviç
Dun eve 1,5 saatlik sosyoloji dersinden cikip geldim, yazmak icin gerekli enerjiye sahip degildim. Su anda sinifim Norvecce dersinden test oluyor, sinif ogretmenim benim Norvecceden not almama gerek olmadigini soyledi.
Okul gunlerim kismen ayni, tek fark dun oglen yemeginde digerlerine katilmamdi. Cunku Lea'ya onlara katilacagima dair soz vermistim. Tekrar denedim ama olmadi gibi. Ne yapacagimi cidden bilemiyorum. Sinifimin bir parcasi olmayi gercekten cok istiyorum, gercekten deniyorum ama hayal kirikliklarindan da yildim. Her gun yanlarina gidip tek kelime konusamamaktan cok bunaldim. Cunku zaten Norvecceyi takinti halinde onemsiyorum ve cok calisiyorum. Birsey okurken veya yazarken anlasmak cok kolay -Almanya'daki host kardesimle, host annemle veya arkadaslarimla mesajlasirken hep Norvec'ce konusuyoruz- ama konusmak, anlamak cok zor. Insanlara surekli yavaslamalarini hatirlatmak zorunda kaliyorum. Bu da gercekten biraz utandirici ama surekli sormaktan ve yardim istemekten baska elimden gelen birsey yok.
Bir yandan herkes cok iyi gittigimi, ozellikle ceviri yapmakta cok iyi oldugumu soyluyor. Cesur oldugumu ve imkansizi basardigimi soyleyen de var. Nedense kendimi basarili goremeyen tek insan benim.
Tønsberg ve Nøtterøy, 5 gundur yagmurlu. Neredeyse hic durmadan yagiyor. Yagmur ve kasvetli hava yuzunden cok depresif hissediyorum. Ustelik artik sabahlari uyandigimda ve kahvalti yapip hazirlanirken de hava karanlik. Otobus beklerken daha yeni aydinlanmaya baslamisti. Hava aslinda soguk degil, sadece sabahlari uyandigimda cok soguk oluyor, hatta oyle soguk oluyor ki saat 6'da uyaniyorum ama yataktan 15 dakika icinde kendimi alistira alistira cikmaya calisiyorum. Kalkmak 15-20 dakika aliyor yani, bu yuzden iki gundur otobusu kaciriyorum, ve tahmin edin ne oluyor?
Diger otobus icin durakta 5-10 dakika arasi beklemek zorunda kaliyorum.
Bir yandan isinip bir yandan da kendimi arabalarin sicrattigi sudan korumaya calisirken adeta yasam mucadelesi veriyorum. Bir de zaten yorgunum, uykuluyum, misir gevreginden baska birsey yiyememisim falan.. Sabahlar zor yani, sabah insani degilim ben, uyumam lazim benim.
Otobusleri seviyorum ama, icerisi ilik, genellikle ayni insanlari goruyorum, cogu benim okulumda veya spor lisesinde, herkes her sabah ayni yere oturuyor ayni otobuste, bir durak sonra yaninda ayakta durdugum koltukta oturan cocuk iniyor, ben geciyorum onun yerine, bu her sabah boyle.
Yine once dolabima gidip kitaplarimi aldim, ders programina baktim, sinifa gidip birileriyle lafladim (ilgincti). Oglen yemegine kadar klasik bir gundu.
Oglen yemeginde bir hata yapip digerlerine katildim, sandvicimi bitirdikten sonra (hazir aklima gelmisken, az sonra sandvic hakkinda da bir yorum yapacagim) sandvici sardigim adini bilmedigim strec seyi cope atarken Lea bana iyi olup olmadigimi sordu ve tabi ki yalan soyledim cunku bu gucsuz goruntumden hoslanmiyorum. Kendi sirama donup matematik dersi icin esyalarimi hazirlayip cantami toplamaya basladim ama Lea yalanimi anlamis olmali ki yanima geldi. Hemen gozlerim doldu, nedenini anlamadim. Su siralar ilgi ve sefkat gorunce duygulaniyorum belki de mutluluktan agliyorum. O da halime uzuluyor belli. Biraz konustuk, sesindeki yumusaklik ve ilgi cidden harika geldi. Sonra matematik sinifimiza gittik.
Ve tabiki, matematik dersi harikaydi. Burada moralimi yukseltmek istiyorsam matematik dersine girmek yetiyor galiba. Keske bu kadar kolay etkilenen, yukselen ve alcalan bir yapim olmasaydi.
Matematikten sonra sosyoloji dersine gitmek uzucu oldu tabii. Tam duzeltiyorum yine bozuyorlar arkadas.
Sosyoloji kitabimizda cuma gunune odev olarak cevaplamamiz gereken 35 adet soru var. Neyse ki canim ogretmenim benim icin sadece 25'in yeterli olacagini dusundu... Bir an dalga geciyor sandim ama cidden 25 tane soruyu cevaplamaya basladim.
Eve giderken markete ugrayip kendime oje, sac kremi ve bir kac bakim urunu aldim. Kocamaaaan bir paket Norvec'in unlu cikolatasindan da almayi ihmal etmedim.
Sonra eve gittim, biraz odev yapmaya calistim ama basima agrilar girmeye baslayinca sadece koltukta oturup televizyona bakma karari aldim. Bir yandan da host annemin firindan yeni cikardigi muthis Brownie'yi yedim.
Saat 10a dogru diger exchange ogrencilerle olan grupta konusmaya basladik. Tekrar bulusmak istiyorlardi, ne yapsak diye dusunurken aniden biri cikip "sleepover" dedi. Uzun suren (cidden cok uzun, 1,5 saat kadar) planlama asamalarindan sonra kimin evinde ve ne zaman olacagina karar verildi. Gercekten cok zor yapildi bu plan, 7 kisilik bir grup olunca herkese uyan bir mekan ve zaman bulmak hayli zor tabii. Ertesi sabah host ailelerimizle izin almak icin konusacagimizi soyleyip iyi geceler dedik. Konusmayi birakip uyumaya gitmemiz gerekiyordu, ama pijama partisi dusuncesi hepimizi cok heyecanlandirdigi icin grup bir turlu susmak bilmedi.
12'ye dogru uyuyabilmeyi basardim.
Not: Az kalsin sandvic hakkinda yorum yapmayi unutuyordum... Gunde 2 ogun sandvicle besleniyoruz. Kahvalti denen birsey yok resmen. Turkiye hakkinda en cok ozledigim sey kahvalti. Dogru durust kahvalti yapmayi arkadaslarimdan ailemden daha cok ozledim... Matpakke diye goturdugumuz oglen yemegi aslinda sadece salamli peynirli sandvic. Nadiren ilginc seyler de goturebiliyoruz, ev yapimi kek gibi. Sabah sandvicimi yiyip, oglen yemegi icin sandvicimi hazirlayip okula gittikten sonra, okulda sandvicimi yiyip eve geliyorum. Icim disim sandvic oldu, sandvic kelimesini bile duymak istemiyorum artik. Buldugum o Turk marketinden gerekli malzemeleri bulup bir pazar gunu aileme kahvalti hazirlamak planlarim arasinda.
Diger otobus icin durakta 5-10 dakika arasi beklemek zorunda kaliyorum.
Bir yandan isinip bir yandan da kendimi arabalarin sicrattigi sudan korumaya calisirken adeta yasam mucadelesi veriyorum. Bir de zaten yorgunum, uykuluyum, misir gevreginden baska birsey yiyememisim falan.. Sabahlar zor yani, sabah insani degilim ben, uyumam lazim benim.
Otobusleri seviyorum ama, icerisi ilik, genellikle ayni insanlari goruyorum, cogu benim okulumda veya spor lisesinde, herkes her sabah ayni yere oturuyor ayni otobuste, bir durak sonra yaninda ayakta durdugum koltukta oturan cocuk iniyor, ben geciyorum onun yerine, bu her sabah boyle.
Yine once dolabima gidip kitaplarimi aldim, ders programina baktim, sinifa gidip birileriyle lafladim (ilgincti). Oglen yemegine kadar klasik bir gundu.
Oglen yemeginde bir hata yapip digerlerine katildim, sandvicimi bitirdikten sonra (hazir aklima gelmisken, az sonra sandvic hakkinda da bir yorum yapacagim) sandvici sardigim adini bilmedigim strec seyi cope atarken Lea bana iyi olup olmadigimi sordu ve tabi ki yalan soyledim cunku bu gucsuz goruntumden hoslanmiyorum. Kendi sirama donup matematik dersi icin esyalarimi hazirlayip cantami toplamaya basladim ama Lea yalanimi anlamis olmali ki yanima geldi. Hemen gozlerim doldu, nedenini anlamadim. Su siralar ilgi ve sefkat gorunce duygulaniyorum belki de mutluluktan agliyorum. O da halime uzuluyor belli. Biraz konustuk, sesindeki yumusaklik ve ilgi cidden harika geldi. Sonra matematik sinifimiza gittik.
Ve tabiki, matematik dersi harikaydi. Burada moralimi yukseltmek istiyorsam matematik dersine girmek yetiyor galiba. Keske bu kadar kolay etkilenen, yukselen ve alcalan bir yapim olmasaydi.
Matematikten sonra sosyoloji dersine gitmek uzucu oldu tabii. Tam duzeltiyorum yine bozuyorlar arkadas.
Sosyoloji kitabimizda cuma gunune odev olarak cevaplamamiz gereken 35 adet soru var. Neyse ki canim ogretmenim benim icin sadece 25'in yeterli olacagini dusundu... Bir an dalga geciyor sandim ama cidden 25 tane soruyu cevaplamaya basladim.
Eve giderken markete ugrayip kendime oje, sac kremi ve bir kac bakim urunu aldim. Kocamaaaan bir paket Norvec'in unlu cikolatasindan da almayi ihmal etmedim.
Sonra eve gittim, biraz odev yapmaya calistim ama basima agrilar girmeye baslayinca sadece koltukta oturup televizyona bakma karari aldim. Bir yandan da host annemin firindan yeni cikardigi muthis Brownie'yi yedim.
Saat 10a dogru diger exchange ogrencilerle olan grupta konusmaya basladik. Tekrar bulusmak istiyorlardi, ne yapsak diye dusunurken aniden biri cikip "sleepover" dedi. Uzun suren (cidden cok uzun, 1,5 saat kadar) planlama asamalarindan sonra kimin evinde ve ne zaman olacagina karar verildi. Gercekten cok zor yapildi bu plan, 7 kisilik bir grup olunca herkese uyan bir mekan ve zaman bulmak hayli zor tabii. Ertesi sabah host ailelerimizle izin almak icin konusacagimizi soyleyip iyi geceler dedik. Konusmayi birakip uyumaya gitmemiz gerekiyordu, ama pijama partisi dusuncesi hepimizi cok heyecanlandirdigi icin grup bir turlu susmak bilmedi.
12'ye dogru uyuyabilmeyi basardim.
Not: Az kalsin sandvic hakkinda yorum yapmayi unutuyordum... Gunde 2 ogun sandvicle besleniyoruz. Kahvalti denen birsey yok resmen. Turkiye hakkinda en cok ozledigim sey kahvalti. Dogru durust kahvalti yapmayi arkadaslarimdan ailemden daha cok ozledim... Matpakke diye goturdugumuz oglen yemegi aslinda sadece salamli peynirli sandvic. Nadiren ilginc seyler de goturebiliyoruz, ev yapimi kek gibi. Sabah sandvicimi yiyip, oglen yemegi icin sandvicimi hazirlayip okula gittikten sonra, okulda sandvicimi yiyip eve geliyorum. Icim disim sandvic oldu, sandvic kelimesini bile duymak istemiyorum artik. Buldugum o Turk marketinden gerekli malzemeleri bulup bir pazar gunu aileme kahvalti hazirlamak planlarim arasinda.
15-16/09/2015
Hi again!
I was so tired to write about my day.
Actually both of days are almost the same.
It has been rainy for 5 days here. Also, it started to be dark when I wake up.
To get out of the bed is getting harder every day. I usually wake up at 6 but I always lay down for 30 minutes. It's so cold in the mornigs.
That cold weather and rain make me a bit depressed. I am ready to cry everytime.
School is going better, finally I found someone who is more sensitive than the others and cares about me.
I started to talk more with Lea, who is the only brunette girl -as me- in class. She sent a message to me after my English writing on my blog. Finally, someone from class got my message on that post.
It's so nice to speak with someone else. I really DON'T speak with my classmates. Actually I can't. But I always felt like Lea is different to me. While we were talking, I promised her about joining them at lunch.
And I tried again, It didn't work. It doesn't work. I am afraid that I might decide to stay away from them. Because every trying is a disappointment.
Also, one of my friend from Nøtterøy Youth Choir, who is the most friendly person that I've ever met here and has very very light blonde hair and a wonderful voice, Helene started to my school. I met her by chance on the bus in a morning, then she told me the good news!
After we came school, I helped her about lockers and classes in school. That was so weird, because in Norway, in a Norwegian school with Norwegians, I helped a Norwegian and that means I really got used to school and I know the school. I couldn't understand that before.
She was so excited about the first day in her new school, I told some funny stories about my scary first day to make her relaxed, then I gave her a hug and went to my class.
There is only one lesson that I hate it: SOCIOLOGY.
Because in that lesson, we have to speak and discuss and tell our opinions and etc... Also we always talk about Norway, elections in Norway, Norway's government, etc. So that lesson is imposible to understand for me. I understand what are they talking about, but I usually can't catch the sentences. Sometimes I find something to say and I want to talk so bad, but I can't because there is always a problem about Norwegian.
I am trying to do my best and it gets better.
Every thing is perfect at home.
And the exchange students are still my best friends and only people who can understand me. We are making plans again. I talked them before I went to bed yesterday night. We made a plan to have a sleepover at someone's house, also we are still dreaming about Imagine Dragons concert.
I really like to be with my friends, I miss those 'girl's talks', gossiping, making long and so stupid (<3) Snapchat histories with friends...
I was so tired to write about my day.
Actually both of days are almost the same.
It has been rainy for 5 days here. Also, it started to be dark when I wake up.
To get out of the bed is getting harder every day. I usually wake up at 6 but I always lay down for 30 minutes. It's so cold in the mornigs.
That cold weather and rain make me a bit depressed. I am ready to cry everytime.
School is going better, finally I found someone who is more sensitive than the others and cares about me.
I started to talk more with Lea, who is the only brunette girl -as me- in class. She sent a message to me after my English writing on my blog. Finally, someone from class got my message on that post.
It's so nice to speak with someone else. I really DON'T speak with my classmates. Actually I can't. But I always felt like Lea is different to me. While we were talking, I promised her about joining them at lunch.
And I tried again, It didn't work. It doesn't work. I am afraid that I might decide to stay away from them. Because every trying is a disappointment.
Also, one of my friend from Nøtterøy Youth Choir, who is the most friendly person that I've ever met here and has very very light blonde hair and a wonderful voice, Helene started to my school. I met her by chance on the bus in a morning, then she told me the good news!
After we came school, I helped her about lockers and classes in school. That was so weird, because in Norway, in a Norwegian school with Norwegians, I helped a Norwegian and that means I really got used to school and I know the school. I couldn't understand that before.
She was so excited about the first day in her new school, I told some funny stories about my scary first day to make her relaxed, then I gave her a hug and went to my class.
There is only one lesson that I hate it: SOCIOLOGY.
Because in that lesson, we have to speak and discuss and tell our opinions and etc... Also we always talk about Norway, elections in Norway, Norway's government, etc. So that lesson is imposible to understand for me. I understand what are they talking about, but I usually can't catch the sentences. Sometimes I find something to say and I want to talk so bad, but I can't because there is always a problem about Norwegian.
I am trying to do my best and it gets better.
Every thing is perfect at home.
And the exchange students are still my best friends and only people who can understand me. We are making plans again. I talked them before I went to bed yesterday night. We made a plan to have a sleepover at someone's house, also we are still dreaming about Imagine Dragons concert.
I really like to be with my friends, I miss those 'girl's talks', gossiping, making long and so stupid (<3) Snapchat histories with friends...
Tuesday, September 15, 2015
inişler ve çıkışlar
Ve tekrar merhaba!
Bugun yataktan cikip okula gidebildim. Her zamanki gibi 6'da kalktim, hazirlanma asamasi zordu. Biraz usengeclikten, biraz hastaliktan, biraz da bugun gorecegim derslerden...
Kalktim guzelce kahvalti yapmayi denedim. Sabahlari erkenden uyanip, kalkar kalkmaz kahvaltiya oturunca cok birsey yiyemiyorum ben, midem almiyor. Kizarmis ekmegi salatalik ve peynirle yemeyi deneyip pes ettikten sonra azicik misir gevregi yiyip ciktim evden.
Sabah hava yagmurluydu, ama soguk da degildi. Otobuse yurudum ve yine arabalarin beni islatmasina izin vermemeye calistim. Burada, su birikintisine ve kenarda yuruyen yayalara ragmen hizini kesmeyen arabalara rastlayacagim aklimin ucundan gecmezdi dogrusu. Sanirim yasam stili, teknoloji, sehir hayati gelistikce ve yayildikca insanlik gercekten unutuluyor, herkes surekli benmerkezci dusunmeye basliyor. Dunyanin neresinde olursak olalim (ki bunun Avrupa'nin en iyisinden yaziyorum) bu boyleymis.
Okuluma direkt olarak giden otobusu kacirmamayi basardiktan sonra, Tønsberg'teki buyuk otobus istasyonuna kadar ayakta gittim, Greveskogen'a gitmeyenler indikten sonra kendime hem bir arkadas hem de oturacak yer buldum.
Nøtterøy genclik korosundan arkadasim Helene, Norvec'te tanistigim en sicak insanlardan biri (ve aslinda onunla koroda degil, korodan bir kac gun sonra yine bir otobuste tanismistik). Aslinda her sabah 113 numarali otobuste karsilastigim ama Tønsberg'e ulastigimizda hep inen, beyaza yakin sari saclari ve mukemmel bir sese sahip cok tatli bir Norvecli. Ve bu sefer otobusten inmedi.
Onunla en son konustugumda okulunu degistirmek ve benimkine gecmek istedigini soylemisti, bu kadar hizli olmasini beklemiyordum ama kaydini Greveskogen'e aldirmis. Otobuste biraz okul ve benim exchange hayatim hakkinda konustuktan sonra okula geldik. Sinif arkadasim Hanna da bizimle ayni otobusteydi, ucumuz hafif yagmurun altinda okula yuruyup sohbet ettik. Daha sonra once Helene'nin okul kitaplarini almasina ve bir dolap bulmasina yardim ettik. Benimkinin 2 saginda bir dolap bulduk. Sonra onu ilk sinifina kadar goturdum. Norvecte, Norveclilerin gittigi Norvecce egitim veren bir okulda, Norvecli birine yardimci olmak gercekten garip geldi. Okulun ilk haftalarinda ben de aynen boyleydim cunku, sonradan dusununce okula gercekten alistigimi ve her yeri bildigimi farkettim.
Yeni sinifiyla ilk gunu oldugu icin heyecanlanan Helene'e cesaret verici birseyler soyledikten (ayni konusmalar host annem ve host kardesimle benim aramda da olmustu) ve benim ilk gunum hakkinda komik bir kac hikaye anlattiktan sonra birbirimize hoscakal dedik. Benim ilk iki dersim bostu, cunku Norvecceye odaklanmak istedigimden 2. bir dil dersi almiyorum, dolayisiyla haftada 4 saat bos vaktim oluyor. Kutuphaneye gidip cuma gunu izledigimiz film hakkinda yazdigim elestri yazisini Ingilizceden Norvecceye cevirmeye devam ettim. Bir sure sonra annemle konusmaya basladik. Benim de kafam yorulmaya basladigi icin ceviri yapmayi biraktim.
Ilk 2 bos dersimden sonra en cok anladigim, dolayisiyla en cok keyif aldigim derse yani matematik dersine gittim... Ingilizce ve matematik dersleri de olmasa kesinlikle okula katlanamiyorum, basarisizlik ve hic birsey bilmeme hissi beni delirtiyor cunku... En azindan matematikte ve Ingilizce'de surekli derse katilip sinifin bir parcasi olabiliyorum.
Matematikten sonra diger exchange'lerle haftada 2 kez aldigimiz baslangic seviye Norvecce sinifina gittim.
Oglen yemegi icin 'Matpakke' yani Turkiye'de 'beslenme cantasi' (boyle diyince cok komik oldu) getirmeyi unuttum ve gidip kantinde kendime salata yaptim. Kantinde acik bufe tarzi birsey var, sadece plastik bir tabak alip diledigini doldurabiliyorsun. Sonra sinifa cikip Caroline'yla yedim. Her zamanki gibi digerlerine katilasim gelmedi.
Yagmur gun icinde de surekli yagmaya devam etti, ama gorseniz yukaridan hortum tutuyorlar sanarsiniz.
Ogleden sonra, tam bir iskenceydi. 4 ders yani 3 saat boyunca sosyoloji dersimiz vardi. Su siralar secimler oldugu icin, surekli politikadan ve buradaki partilerden konusuyoruz. Daha dogrusu konusuyorlar. Benim pek bilgim olmadigi icin sadece dinliyorum. Benden Turkiye'de siyaseti anlatmami istediklerinde cok fazla bahsedemedim. Cunku Turkiye'deki okullarda siyasetten konusmak, herhangi bir tarafi savunmak, ogretmenler ve ogrenciler arasinda bahsi gecmesi yasak. Turkiye'deyken de cok haber izleyen, arastiran biri degildim, okulda da ogrenmeyince anlatacak birseyimin olmadigini farkettim.
Sosyoloji derslerinde arkadaslarimin ne hakkinda konusup tartistigini anlayabiliyorum ama soyledikleri cumlelere yetisemiyorum, bazen Norvecce kelime dagarcigim yetmiyor, bazen bilgim. Bugun ilk kez sosyolojide soyleyecek, tartismaya katilabilecek bir seyim vardi ama sosyoloji ogretmenim benden umudu kesmis olmali ki beni ve dusuncelerimi gormedi.
Herkesin konusmasini, tartismasini bitirmesini bekledigim son derece bos gecen ve yasam enerjimin tumunu alip goturen 3 saatten sonra sonunda o zil caldi, hayatimi kurtarmis gibi hissettim.
Caroline'yla otobus duragina gidip (belki de kosup?) gordugumuz ilk Tønsberg otobusune bindik. Otobus okulun ogrencileriyle dolu oldugu icin yan yana oturamadik, dolayisiyla bu kez de sessizce oturmak zorunda kaldim. Tønsberg'de indik ve otobus istasyonunda biraz lafladiktan sonra benim otobusum geldi, Caroline da evine dogru yurumeye basladi.
113 numarali otobuste bu sefer USA'dan gelen exchange arkadasim Katie ile karsilastim. Onunla da biraz laflayip Imagine Dragons'un Oslo'da verecegi konser hakkinda hayaller kurduktan sonra benim otobusten inme vaktim gelmisti.
Eve dogru yururken yagmur siddetini azaltmisti. Yagmur botlarima guvendim ve her su birikintisine atlayarak ve hic su almayarak eve vardim.
William ve Victor'la yemek yiyip odev yaptiktan sonra sinifimin benden esmer tek kizi olan Lea'yla konusmaya basladik. Ingilizce olan blog yazimdaki mesajin ulastigi tek sinif arkadasim oymus megerse. Ustelik ben o yaziyi paylasmadan oradaki duygularimi tahmin etmis ama emin olamamis, o post'tan sonra emin olup benle konusma karari almis. Butun konusmamizi buraya aktarmayacagim ama ozet olarak anladim ki sinifimda gercekten de benle yakin arkadas olmak ve yilimin guzel gecmesini isteyen, duyarli ve empati yetenegi olan bir kisi varmis.
Yazimin sonlarina geliyorum, duygusal olarak son derece inisli-cikisli bir gundu, bugun de yasamadigim duygu kalmadi. Istanbul Oryantasyon ve Norvec Gelis Kamplari'nda da bize cok kez bahsedilen o dalgalanan cizgi bugun bir kez daha gercek oldu.
Bugun yataktan cikip okula gidebildim. Her zamanki gibi 6'da kalktim, hazirlanma asamasi zordu. Biraz usengeclikten, biraz hastaliktan, biraz da bugun gorecegim derslerden...
Kalktim guzelce kahvalti yapmayi denedim. Sabahlari erkenden uyanip, kalkar kalkmaz kahvaltiya oturunca cok birsey yiyemiyorum ben, midem almiyor. Kizarmis ekmegi salatalik ve peynirle yemeyi deneyip pes ettikten sonra azicik misir gevregi yiyip ciktim evden.
Sabah hava yagmurluydu, ama soguk da degildi. Otobuse yurudum ve yine arabalarin beni islatmasina izin vermemeye calistim. Burada, su birikintisine ve kenarda yuruyen yayalara ragmen hizini kesmeyen arabalara rastlayacagim aklimin ucundan gecmezdi dogrusu. Sanirim yasam stili, teknoloji, sehir hayati gelistikce ve yayildikca insanlik gercekten unutuluyor, herkes surekli benmerkezci dusunmeye basliyor. Dunyanin neresinde olursak olalim (ki bunun Avrupa'nin en iyisinden yaziyorum) bu boyleymis.
Okuluma direkt olarak giden otobusu kacirmamayi basardiktan sonra, Tønsberg'teki buyuk otobus istasyonuna kadar ayakta gittim, Greveskogen'a gitmeyenler indikten sonra kendime hem bir arkadas hem de oturacak yer buldum.
Nøtterøy genclik korosundan arkadasim Helene, Norvec'te tanistigim en sicak insanlardan biri (ve aslinda onunla koroda degil, korodan bir kac gun sonra yine bir otobuste tanismistik). Aslinda her sabah 113 numarali otobuste karsilastigim ama Tønsberg'e ulastigimizda hep inen, beyaza yakin sari saclari ve mukemmel bir sese sahip cok tatli bir Norvecli. Ve bu sefer otobusten inmedi.
Onunla en son konustugumda okulunu degistirmek ve benimkine gecmek istedigini soylemisti, bu kadar hizli olmasini beklemiyordum ama kaydini Greveskogen'e aldirmis. Otobuste biraz okul ve benim exchange hayatim hakkinda konustuktan sonra okula geldik. Sinif arkadasim Hanna da bizimle ayni otobusteydi, ucumuz hafif yagmurun altinda okula yuruyup sohbet ettik. Daha sonra once Helene'nin okul kitaplarini almasina ve bir dolap bulmasina yardim ettik. Benimkinin 2 saginda bir dolap bulduk. Sonra onu ilk sinifina kadar goturdum. Norvecte, Norveclilerin gittigi Norvecce egitim veren bir okulda, Norvecli birine yardimci olmak gercekten garip geldi. Okulun ilk haftalarinda ben de aynen boyleydim cunku, sonradan dusununce okula gercekten alistigimi ve her yeri bildigimi farkettim.
Yeni sinifiyla ilk gunu oldugu icin heyecanlanan Helene'e cesaret verici birseyler soyledikten (ayni konusmalar host annem ve host kardesimle benim aramda da olmustu) ve benim ilk gunum hakkinda komik bir kac hikaye anlattiktan sonra birbirimize hoscakal dedik. Benim ilk iki dersim bostu, cunku Norvecceye odaklanmak istedigimden 2. bir dil dersi almiyorum, dolayisiyla haftada 4 saat bos vaktim oluyor. Kutuphaneye gidip cuma gunu izledigimiz film hakkinda yazdigim elestri yazisini Ingilizceden Norvecceye cevirmeye devam ettim. Bir sure sonra annemle konusmaya basladik. Benim de kafam yorulmaya basladigi icin ceviri yapmayi biraktim.
Ilk 2 bos dersimden sonra en cok anladigim, dolayisiyla en cok keyif aldigim derse yani matematik dersine gittim... Ingilizce ve matematik dersleri de olmasa kesinlikle okula katlanamiyorum, basarisizlik ve hic birsey bilmeme hissi beni delirtiyor cunku... En azindan matematikte ve Ingilizce'de surekli derse katilip sinifin bir parcasi olabiliyorum.
Matematikten sonra diger exchange'lerle haftada 2 kez aldigimiz baslangic seviye Norvecce sinifina gittim.
Oglen yemegi icin 'Matpakke' yani Turkiye'de 'beslenme cantasi' (boyle diyince cok komik oldu) getirmeyi unuttum ve gidip kantinde kendime salata yaptim. Kantinde acik bufe tarzi birsey var, sadece plastik bir tabak alip diledigini doldurabiliyorsun. Sonra sinifa cikip Caroline'yla yedim. Her zamanki gibi digerlerine katilasim gelmedi.
Yagmur gun icinde de surekli yagmaya devam etti, ama gorseniz yukaridan hortum tutuyorlar sanarsiniz.
Ogleden sonra, tam bir iskenceydi. 4 ders yani 3 saat boyunca sosyoloji dersimiz vardi. Su siralar secimler oldugu icin, surekli politikadan ve buradaki partilerden konusuyoruz. Daha dogrusu konusuyorlar. Benim pek bilgim olmadigi icin sadece dinliyorum. Benden Turkiye'de siyaseti anlatmami istediklerinde cok fazla bahsedemedim. Cunku Turkiye'deki okullarda siyasetten konusmak, herhangi bir tarafi savunmak, ogretmenler ve ogrenciler arasinda bahsi gecmesi yasak. Turkiye'deyken de cok haber izleyen, arastiran biri degildim, okulda da ogrenmeyince anlatacak birseyimin olmadigini farkettim.
Sosyoloji derslerinde arkadaslarimin ne hakkinda konusup tartistigini anlayabiliyorum ama soyledikleri cumlelere yetisemiyorum, bazen Norvecce kelime dagarcigim yetmiyor, bazen bilgim. Bugun ilk kez sosyolojide soyleyecek, tartismaya katilabilecek bir seyim vardi ama sosyoloji ogretmenim benden umudu kesmis olmali ki beni ve dusuncelerimi gormedi.
Herkesin konusmasini, tartismasini bitirmesini bekledigim son derece bos gecen ve yasam enerjimin tumunu alip goturen 3 saatten sonra sonunda o zil caldi, hayatimi kurtarmis gibi hissettim.
Caroline'yla otobus duragina gidip (belki de kosup?) gordugumuz ilk Tønsberg otobusune bindik. Otobus okulun ogrencileriyle dolu oldugu icin yan yana oturamadik, dolayisiyla bu kez de sessizce oturmak zorunda kaldim. Tønsberg'de indik ve otobus istasyonunda biraz lafladiktan sonra benim otobusum geldi, Caroline da evine dogru yurumeye basladi.
113 numarali otobuste bu sefer USA'dan gelen exchange arkadasim Katie ile karsilastim. Onunla da biraz laflayip Imagine Dragons'un Oslo'da verecegi konser hakkinda hayaller kurduktan sonra benim otobusten inme vaktim gelmisti.
Eve dogru yururken yagmur siddetini azaltmisti. Yagmur botlarima guvendim ve her su birikintisine atlayarak ve hic su almayarak eve vardim.
William ve Victor'la yemek yiyip odev yaptiktan sonra sinifimin benden esmer tek kizi olan Lea'yla konusmaya basladik. Ingilizce olan blog yazimdaki mesajin ulastigi tek sinif arkadasim oymus megerse. Ustelik ben o yaziyi paylasmadan oradaki duygularimi tahmin etmis ama emin olamamis, o post'tan sonra emin olup benle konusma karari almis. Butun konusmamizi buraya aktarmayacagim ama ozet olarak anladim ki sinifimda gercekten de benle yakin arkadas olmak ve yilimin guzel gecmesini isteyen, duyarli ve empati yetenegi olan bir kisi varmis.
Yazimin sonlarina geliyorum, duygusal olarak son derece inisli-cikisli bir gundu, bugun de yasamadigim duygu kalmadi. Istanbul Oryantasyon ve Norvec Gelis Kamplari'nda da bize cok kez bahsedilen o dalgalanan cizgi bugun bir kez daha gercek oldu.
Monday, September 14, 2015
Hello!
Hello my dear friends from all over the world!
This is my special writing, just for you. Now I am at home because I am sooooo
sick and I get fever. So I was sent back home by school nurse and that means I
have time to write.
I stopped
writing after those sentences and went to bed. After a 4-hour sleeping, I really
feel better. Now, I can continue.
Today my
first month in Norway. I have been here since 14th August. In my
first post, which is written in Turkish, I wrote about my first month. Actually,
I cannot tell all of my feelings in English; it’s too hard to explain. I really
wished that you could understand my first post, but unfortunately… So, I will
try to do my best.
Let’s try! I
started school on my first Monday, 3 days after I came here and just a couple
of hours after I met my host family. First week was good, everyone was so
interested about me, they were asking questions about home country, being an
exchange student, how do I find Norway, etc. In addition, of course because of
the language, school was so boring and meaningless to me. It was complicated
and I always had to ask someone about classes. Because I always got lost. My
school is too crowded and big. There are hundreds of students and If you see
someone on Monday, you cant see the same person during that week. It is
possible to notice that the same person is attending to the class, which is
next to your class or that person’s locker is just up on yours.
My first
weeks just past with a confused mind. Then, I got used to it. However, people
got used to me, too. I think I am not interesting anymore. I usually feel alone
in class. I have friends in class, but they prefer to speak Norwegian every
time (If someone from my class reads that, unnskyld, I love you all but that’s
the truth <3). I CAN’T judge someone just because of he/she wanted me to
join them and kept talking in Norwegian while I was there. I REALLY CAN’T judge
Norwegian culture, it is just a bit rude for my culture in Turkey. But in the
camp in Turkey before we left for our exchange year, we learnt that there is no wrong or true,
there are just differences. Those differences makes us “US”. So there is no
problem for me, it will be PER FECT to be in class when I started to speak
Norwegian (actually I started a bit :PPPP)
And I want
to tell you about my last week. I met the other exchanges in Vestfold twice
that week. That was so good. I like to be with exchanges, because an exchange
is only person that can understand me. We met in Tønsberg, we ate Italian pizza
(because there were 2 Italians) on Kanalen, in a restaurant called Esmeralda
and we climbed up to Slottsfjell (If we translate directly, it means “Castle
Hill”) on Tuesday after school. Also, we made host parents get to know each
other. We invited them to our home last Sunday for some cake and coffee. That
was a great ambience with lots of nationalities. Those days were my best days.
PS: I can’t
wait to meet my other exchange friends on “Arrival Camp Part II”. We should
rock that hotel again!
Love you
all!
We are waiting for our pizzas^^
View from the way to Slottsfjell.
Ufuk from Turkey and I. And this is the castle ^^
Just me ^.^
İlk Ay
An itibariyle Norveç'teki yeni hayatımın ilk ayını doldurmuş bulunuyorum. Bir aydır buradaki düzene uyum sağlamaya ve bir parçası olmaya çalışıyorum. Herşey gerçekten aşırı hızlı gidiyor. Geldiğimden beri kafamı kaşımaya vakit bulamazken bir blog oluşturmam veya günlük tutmam da imkansızdı biraz. Herşey çok yeni. Zaman su gibi akarken, ben bulabildiğim her boşlukta dinleniyorum. Kafam yorgun biraz, yeni bir ev, yeni bir ülke, 10 ay sonunda anadilim gibi konuşmamın beklendiği yeni bir dil, öğrenilmesi gereken sokaklar, caddeler, tanımadığım bir sürü insanla dolu ve Türkiye'deki okulumla kıyasladığımda karmakarışık, her gün içinde kaybolduğum bir okul, yeni hobiler, kaynaşmaya çalıştığım ama azıcık anlaşmakta zorluk çektiğim yeni sınıf arkadaşlarım, hepsi birbirinden harika diğer exchange öğrenci arkadaşlarım, arkada bıraktığım herkes ve daha bir çok şey kafamın içinde dönüyor çünkü. Öğrenmeye çalışmak, adaptasyon, kendimi ifade edememe sürecim... Bazen her şeyin üstüme üstüme gelmesi, ağlamak istemek ama ağlayamamak... Ertesi gün hiç birşey olmamış gibi hissedebilmek, burada uyandığım her sabah bambaşka bir heyecan duymak... Liste böyle uzar gider.
İşte 1 ayımın ultra-mini özeti: Korktum, heyecanlandım, korkumu yendim, mutlu oldum, insanlarla tanıştım, okula gittim, gezdim, gördüm, öğrendim, nadiren ağladım, çokça güldüm.
14 Ağustos 2015, buradaki hayatımın başlangıç tarihi. Geçen ay bu saatlerde heyecandan uyuyamıyordum; saat 8'deki uçak için "uçağı kaçırma korkusuyla" uyumayıp 4.30da havaalanında olmak heyecana dahil mesela.
Ailemden ayrılışım, diğer AFSli arkadaşlarımla uçağa binişim. Uçağa dair çoğu şeyi hatırlayamıyorum, korku-heyecan-mutluluk karışımı duygularımdan olsa gerek. Sonradan aramıza mesafeler girecek olsa da en yakın Norveç AFSli arkadaşım Alya'la sohbet edip makyaj falan yapıyorduk 4 saat boyunca. (AFS dostluğu gerçekten harika ve sonsuz bir şey çünkü.)
Uçaktan inişimiz ve ülkeye giriş... O gişede pasaportumu kontrol eden kadını hiç unutmam mesela, ciddi ciddi beni ülkeye almayacak diye korkmuştum...
Ve sonrasında bir diğer oryantasyon kampı daha. Dünyanın her yerinden gelmiş, kısmen aynı kaderi paylaşan ve 3 gun sonra Norveçin her yerine dağılacak olan 150 genciz otelde. Ve ben bu 3 günü hiç birşeye değişmem. Norveç'te exchange öğrenci olmak için seçilen 150 öğrencinin hepsi mi HA Rİ KA olur? (Latin Amerika grubu en iyisiydi, tabii bizden sonra^.^)
Herkesin ülkesinden bir gelenek sunduğu Talent Show ve sonrasındaki parti inanılmazdı. Onlarca kişi önünde halay çekip Roman havasında kıvırdıktan sonra, gönüllüler dahil herkesin halay çekmeyi öğrenip oluşturduğu devasa çember, after-party'de Latinlerden de birkaç hareket kapmak, deli gibi eğlenmek dans etmek... Ben hiç böyle keyif aldığımı hatırlamıyorum. Resmen kamp bitmesin istedim.
Ve ertesi gün, yarım saat sonra host ailelerimizle buluşturulacağımızı öğrendiğim an, heyecandan bayılacak gibiydim. Gerçekten titredim, kaldım öylece.
Sonra eve gittik ilk akşam yemeğimizi yedik. Host ailemi çok seviyorum, çok da şanslı hissediyorum. Onları daha görmeden özlüyorum gibiydim Norveç'e gelmeden önce. Garip.
Ve o akşamdan sonra zaman cidden uçtu. İnsan nasıl geçtiğini anlamıyor, kalan 9 ayın böyle geçecek diye korkuyorum. Daha şimdiden "evde" gibi hissediyorum.
İlk kez duygularımı tam anlamıyla buraya yazdım ve bu çok rahatlattı. Burada sadece İngilizce ve Norveçce konuşuyorum, duygularımı tam ifade edemiyorum bu yüzden. Günlük gibi şeyler her zaman beni rahatlatmıştır. Ama itiraf ediyorum, blogumun bir diğer amacı da Türkiyedeki aile ve arkadaşlarımı buradan haberdar edip onlarla konuşmayı azaltmak..
Türkiye demişken her sabah uyanır uyanmaz odama astığım Türk bayrağımı görüyorum. Kahvaltıdan sonra Türkiyeden haberler okuyorum. Aklımın sürekli orada olmasının sebebi Türkiye'nin kötü gündemi. Buradaki arkadaşlarım ülkenin durumunu ve öz ailemin güvende olup olmadığını soruyorlar. Evet öz ailem güvende, bunu söylediğimde hepsi bir rahatlıyor, benim adıma sevindiklerini söylüyorlar, ama her gün ülkemin askerleri şehit olurken ben onlar gibi derin bir oh çekemiyorum.
Ayrıca burada sosyoloji dersinde politika, siyaset konuşuyoruz. Sınıfta gruplara ayrılıp her grubun bir ülkenin politikasını araştırıp anlatması istendi. Benim grubum Türkiyeyi araştırmak zorunda kaldı öğretmenimin isteğiyle. Ben tabiki istemiyordum ama araştırdık birşeyler. Daha fazla utanamazdım sınıfta herhalde.Ve ülkemin insanının çoğu özelliğini sevmesem de, özlüyorum be. O misafirperverliği sıcakkanlılığı çok özlüyorum. Türkçe konuşmayı özlüyorum. Norveç'e göçen Türk bir aile Tønsberg'de market açmış, Türkiyeden ürünler getiriyor. Adam bana "Napıyon kız buralarda?" dedi diye, reyonda Dimes meyvesuyu ve Hacışakir sabun gördüm diye sevindirik oldum. Her ne kadar Norveç tam anlamıyla mükemmel bir yer olsa da insan evden birşeyler arıyor tabi. Henüz 1 ay geçti, henüz Norveçli olamadım. Deniyorum, olacağım biliyorum. Müthiş bir yerde, müthiş bir aileyle yaşıyorum, kardeşlerimle kahkaha atmadığım bir saniye yok. Okula alıştım, yön bilgim oluştu, kaybolmadım bile hiç. Tek ihtiyacım zaman.
Subscribe to:
Comments (Atom)









