AFS kampları şu yılın güzelliğine güzellik katan şeylerden bir tanesi. Yakın bölgemdeki ben hariç 20 AFSliyle buluştuğum, muhteşem kabinlerde hafta sonumu geçirdiğim, her seferinde iple çektiğim ve her seferinde musmutlu ama bir o kadar da içim buruk ayrıldığım olaylar AFS kampları. Bu sene boyunca Norveç'te 4 tane kampımız oluyor. Ve geçen hafta sonu 3. kampımızı gerçekleştirdik.
Cuma günü okula gitmedik. Vestfold tarafından gelen 7 AFSli olarak trende aynı bölümde oturabilme şansını yakaladık, emin olun bu trenlerde iki kişi yan yana oturabilmek bile çok zor her seferinde tek başına oturmak isteyen ve 2li koltukları kaplayan Norveç'liler yüzünden. 4'lü koltuklarda tek başına oturan bile görüyoruz... Constanza Larvik'ten yani Tonsbergin biraz güneyinden geliyordu, Katie, Tijana ve ben Tonsberg'teki istasyondan bindik trene. Yolculuk bizim için 45 dakikaydı. 20 dakika sonra Holmestrand durağından Ufuk, Chiara ve Xavier de gelince, takım tamamlanmış oldu. 11.30'da Drammen'deki tren istasyonunda diğerleriyle ve kampta bize eşlik edecek AFS gönüllüleriyle buluştuk. AFSlilerin bazılarını uzun zamandır görmemiştim, tabii ki çığlık çığlığa birbirimize sarıldık hemen.
Her zaman olduğu gibi, biz otobüsün en arka tarafında, 6 kız 1 erkek toplam 7 gönülllümüz en önde, şarkılarla danslarla, bağrışa çağrışa kabine doğru yol almaya başladık. Kabine ulaşmak toplam 3 saat sürdü...
Kabine ulaşmak için dağlarda gayet dolambaçlı yollardan geçtik. Şansımıza hafta sonu boyunca ülke genelinde fırtınalar vardı. AFSden gelen maile göre 'Thor kıyıya vuruyor'du ve dikkatli olmamız söyleniyordu. Galiba bölgelerden birinin kampı fırtına yüzünden iptal edilmişti ve mesajda eğer güvende hissetmiyorsak normalde zorunlu olan kampa katılmayabileceğimiz yazıyordu. Hakikaten de ilk gece rüzgar seslerinden uyuyamadık.
3 Saatlik yolculuk sonrası otobüsten indik ve valizlerimiz, kayak takımlarımızla beraber, hafta sonu boyunca tüketeceğimiz, hatta öğüteceğimiz yiyecek ve içecekleri taşıdık. Rüzgar bizi oradan oraya itiyordu bu sırada, o yüzden otobüs-kabin arası 100 metrelik yolu yürümek hayli zordu. Herkes sağ salim kabine ulaştığında, önce salonda toplandık ve hemen energizer dediğimiz küçük AFS oyunlarından birini oynayıp yorgunluğumuzu attık. Sonrasında her zamanki gibi kamp kuralları sayıldı (kamp boyunca Norveççe konuşmanın şart olması mesela) ve önceden belirlenmiş gruplandırmalar söylendi. Bu gruplara göre artık herkes aktivitelerde veya yemek yapmak, bulaşıkları halletmek gibi ev işlerinde kiminle çalışacağını biliyordu. Sonrasında odaları da önceden belirlediklerini öğrendik, bundan önceki kampta bunu bize bırakmışlardı. Constanza, Chiara ve Almanyadan Nora'yla aynı odadaydım.
Cuma akşamı akşam yemeği benim bulunduğum gruba aitti ve o yol yorgunluğuyla neredeyse bütün sebzeleri ben doğradım ve Taco yaptık. Friday Taco Day çünkü.
Kurt gibi açtık ve kurt gibi yedik.
Cuma akşamı sadece tek bir AFS etkinliğimiz ve bolca boş vaktimiz vardı. Ne yazık ki kamp içeriklerinden bahsetmemiz doğru değil, ayrıca anlatsam bir çok kişi saçma bulacak biliyorum.
Etkinliklerin yine hepsi, sorun bulma-sorun çözme ve kültürel farklılıklar üzerineydi. 23.30 olan yatma saatimize kadar salonda oyunlar oynadık ve sohbet ettik. Salondaki kuyruklu piyano (evet böyle de müthiş büyük bir kabindi) ve başında söylediğimiz şarkılar, 14 senelik piyano geçmişi yüzünden youtube'da bir duyduğunu hemen tuşlara dökebilen Tul, öğrendiğimiz yeni Norveççe şarkılar ve oyunlar, yeni tanıştığımız 6 gönüllü ve önceki kampta da bizimle beraber olan Synne'yle onu görmediğimiz zaman aralığının özeti, şu, bu derken; duş alacaklar yukarı çıksın uyarısı yapıldı. Bir süre sonra salondaki herkesi yukarı çıkarabilmişlerdi, ama bu sefer sorun, aynı koridorda uyuyacak olan 21 AFSliyi odalara sokabilmekti... Gece yarısına yaklaşırken koridorda şınav çekenler, dans edenler, bağıra bağıra şarkı söyleyenler. Bu kadar enerjiyi nerden buluyoruz gerçekten bilmiyorum. Ki bu enerjik insanlar grubuna gönüllüler de dahildi. En sonunda yorulduk gibi oldu, tek bir odada toplanıp film gönüllülerden gizli film izleme düşüncemizi unutuverdik ve cumartesi için enerji toplamamız gerektiğine karar verdik.
Cumartesi sabahı aslında 8.45'de uyanmamız gerekiyordu ama biz gün doğumunu izlemek için 7.30 gibi uyandık bir kaç kişi, Julio, Constanza, Tijana ve ben. Bu, geçen kampta da yaptığımız bir şeydi, iki kampta da kabinler bir gölün yanındaydı çünkü. Söz vermiştik birbirimize 2. kamptan sonra, üçüncü kampta da göl varsa sabah erkenden kalkılacaktı! Havanın geç aydınlanıp erken karardığını hesaba katmamıştık tabii, 7.30 bile gün doğumunu izlemek için erkendi. Kahve yapıp biraz daha bekledik.
Cumartesi günü kesinlikle beklediğimden daha yoğundu. Çünkü etkinlikler arasına kayak yapmayı da kattık ve gün ciddi anlamda yorucu oldu. Bir de kayak biraz zaman kaybettirdiğinden, aktiviteler de kaydı.
Kayak, etkinliklerin tamamlanışı, tekrar akşam yemeği hazırlamak derken gün bitti! Cumartesinin en güzel kısmı, her kampta olduğu gibi kızlar ve erkekler olarak ayrılıp, abur cubur ve mum ışığı eşliğinde, biraz daha derin ve özel konuşmaktı. Her zaman olduğu gibi aklımızdaki, merak ettiğimiz şeyleri veya problemlerimizi kağıda yazıp topladık ve gönüllülerle birlik olup anonim olarak aldığımız 'problem kağıtçıkları'na çözüm ürettik. Bu her zaman en sevdiğim kısım oluyor, çünkü genellikle çok duygusal ve daha samimi bir ortam oluşuyor, hani bir de acıklı müzik olsa ağlamaya başlarız hep beraber. Tabii ki konuşmalar bittiğinde de 'Acaba erkekler aralarında ne konuşuyor' tarzı tahminlerde bulunduğumuz da oluyor.
Bütün aktiviteleri tamamladığımızda biraz geç de olsa asıl eğlenceyi başlatabildik. Bir klasik daha, kampın son gecesi son ses müzik ve dans. Biraz abartıp çıplak ayak karlar içinde dans etmiş de olabiliriz gerçi. 10 saniyeliğine falan. Gece 4 buçukta uyumaya gittik, bu sefer gönüllüler pek sıkı değillerdi uyku konusunda. Onlar da bizle eğlendi çünkü
3-4 saat kadar uyuyabildikten sonra, son gün başladı. Pazar temizlik günüydü, bütün kabini baştan aşağı temizledik gruplar olarak. Son aktivite de, host ailelerimiz, yaşantımız ve bir öğrenci host etmenin güzellikleri şeklinde soruları cevaplayıp AFSye kompozisyon yazdık. Öğrenci yollamakta sorun yokmuş ama host aile bulamıyorlarmış çünkü.
Son olarak salonda toplandık ve bir kamp değerlendirmesi yaptık. Herkes bir pozitif bir negatif şey söyledi kampla alakalı. Sanırım seneye yine bu kabini kullanacaklarmış.
Norveçteki her kabinde bulunan ziyaretçi defterine yine izimizi bırakmayı unutmadık, kampı özetleyip herkese imza attırdık. Ziyaretçi defterini karıştırırken geçen sene de öğrencileri buraya getirdiklerini gördük...
Ve sonra artık kabinden ayrılmamız gerektiği söylendi. Herkes o kadar hüzünlüydü ki... Hep bu kampta kalalım dedik, dördüncü kamp olmasın. Dördüncü kamp dönüş kampı çünkü, her şeyin biteceği, hepimizin veda edeceği kamp.
Bu sefer ayrılırken içimiz daha da bir buruktu, yılı yarıladığımızdan mıdır, beş ay içinde kamp olmayışından mıdır bilemem.
Yine 3 saatlik yolculuk, herkes uyudu.
Drammen istasyonuna geri döndüğümüzde, yine birbirimize sarılmaya başladık ama bu sefer hüzünlü. Her ne kadar herkes çok mutlu olsa da, herkes hüzünlü aynı zamanda. Aynı exchange'e başlamadan önceki zamanlarda yaşadığımız duygu karışımları gibi, son yaklaştıkça her şey daha da karışıyor.
Trende yine 7 kişiydik, 3'ü 25 dakikada indi, biz biraz daha kaldık. Sonra yine Tonsberg.
Harika bir kamptı ama bu duygu karışımları beni gerçekten öldürecek.
![]() |
| Ufuk, Julio, ben |
![]() |
| #TeamKristiansand! Kristiansand'da yaşayan iki güzel İtalyan |
![]() |
| Seviyorum bunları be. Bazı gönüllüler ve üçüncü ailem olarak adlandırdığım Region 2!
NOT: Resimlerin hepsi Tijana'nın kamerasına ait.
|












Birinci ailenden selamlar :)
ReplyDelete