Şimdi nereden başlayayım, nereyi anlatayım diye kara kara düşünüyorum.
Okul açılalı 4 hafta oldu. Bu 4 haftanın 1'inde okula gitmeyip çalışmamız gerekiyordu, sanırım daha önce bu aktiviteden bahsetmiştim blogumda. SA-Uka yani sosyal aktivite haftası, Norveç'teki AFSlilerin gönüllü olarak herhangi bir yerde iş bulup çalıştığı bir hafta. Norveç'te Norveçli ailelerle yaşayıp, okullarda Norveç'li arkadaşlarımızla Norveççe eğitim görüyoruz. Bu çalıştığımız haftanın ana olayı da 'İnsan Norveç'te nasıl çalışır/iş bulur?' idi.
İş bulmakta bir sıkıntı yaşamadım, patronum Katie'nin host annesiydi çünkü. Bir kaç ay önce bir gün Katie'nin host annesi, Katie ve beni Asker diye bir şehre bırakacaktı arabayla (Oslo da olabilir, hiç hatırlamıyorum). Arabada sohbet ederken laf arasında SAUka'da ne yapacağımı sormuştu, ben de çocuk yuvasında çalışmayı çok istediğimi ama iş aramaya henüz başlamadığımı söylemiştim. Meğerse kadının kendi müdürlük yaptığı bir çocuk yuvası varmış... Ben işimi arabada buldum yani.
Bir pazartesi başladım işte çalışmaya kreşte. Kreş benim yaşadığım adada, otobüsle 15-20 dakika mesafede bir yerdeydi.
Kreşte 3 çocuk grubu vardı, 1-2 yaş, 2-3 yaş ve 3-5 yaş. Norveç'lilerin çok acımasız olduğunu düşünüyorum, çocukları 1 yaşına basar basmaz, daha poposundaki bezi atmadan hoop çocuk yuvasına. Sabahtan akşama kadar çocuklar kreşte, arkadaşları ve öğretmenleriyle. Sabahın 7sinde ailesi tarafından kreşe getirilen, gözlerinden uyku akan minik insanlar.. 1-2 yaş grubuna artık üzülmeyi geçtim, içim acıdı gerçekten. Yürümeyi bilmeyen, ağzında emzik, poposunda bez, doğru dürüst konuşamayan, hatta daha konuşma aşamasına geçmemiş küçücük çocuklar vardı, sınıflarının kapısında da sıra sıra bebek arabaları diziliydi. Çok garip bence ama Norveç kültürüne baktığımızda nasıl normal bir şey olduğu aşikar. Anne-baba çalışıyor, anneanne, babaanne gibi yakın akrabalar ayda yılda bir görülüyor ya da Norveç'in öbür ucunda yaşıyor. Doğum izni bittikten sonra çocuğu işe getiremeyeceklerine göre, kreş en iyi, hatta tek çözüm. Bu, ilkokuldan önce hiç kreşe gitmemiş biri olduğum için bana gayet garip geldi ama biliyorum ki Türkiye'de de son zamanlarda küçüklükten kreşe başlayan çok çocuk var.
Neyse, benim çalıştığım (çalışma denebilirse buna) grup 3-5 yaş aralığındaydı, en az sorunlu çocukluk dönemi olarak da düşünebiliriz. Bez değiştirme derdi yok, şakır şakır konuşuyorlar, her dediğini de anlıyorlar, uslular. Herkes kendi işini kendi yapıyor sınıfta, ki bu sınıfı Türk anneler görse kriz falan geçirebilirlerdi. Makasla ve kağıtla bin bir çeşit şekilli duvar süsü yapanlar mı, sulu boyayla kağıt yerine birbirlerinin suratını boyayanlar mı, yere düşürdüğü salamlı ekmeği sonra bir güzel yiyenler mi... Günün çoğunluğunda dışarıda olmalarını yazmıyorum bile, hatta diğer kreşlere oranla daha az dışarıda duruyormuşuz, efendime söyleyeyim sabahtan akşama kadar, yemek saati hariç dışarıda oynayan kreşler de varmış vesaire. Havanın kaç derece olduğuna bakmadan, herkes giyiyor yün içlikleri kazakları, üstüne bir de su geçirmez tulum böyle fosforlu şeyleri de var üstünde. Eldiven, bere, atkı tam takım. Sonra bir salıyorlar çocukları dışarı, hepsi evden kayak takımlarını getirmiş, kreşin bahçesinde kayak yapıyorlar, kardan adam, kızak yarışı, sonra sok içeri sokabilirsen.
Çalışma haftamda çok bir şey yapmadığımı ve görevlerimin az olduğunu düşünsem de, hafta sonunu evde hasta ve yatarak geçirdim. Yoruldum çünkü... Sabahtan akşama kadar tek görevim, yardıma ihtiyacı olan çocuklara yardım etmek, kendi aralarında bir şeyi paylaşamayanları ayırıp uzlaştırmak, dışarı çıkmadan önce tuvalete gittiklerinden emin olup giyinirken yardım etmek ve ayakkabılarını bağlamak... Yani küçük bir çocuğun kendi yapamayacağı her şeyde ona yardım etmekti benim görevim. Çok gibi algılanabilir Türk çocuklarıyla karşılaştırılınca, biz prensler prensesler gibi yetişiriz, elimizi sıcak sudan soğuk suya sokmaz biricik annelerimiz. Ama bu çocuklar 4 yaşında kocaman yetişkinler olmuşlar, büyümüş de küçülmüş misali. Bu da demek oluyor ki aslında çok işim yoktu yapacak. 'E neden yoruldun o zaman?' derseniz, ben çocukla çocuk oldum çünkü. Etrafımda küçük çocuklar olmasını o kadar özlemişim ki, bir çocuğun bana sarılmasını, oramdan buramdan çekiştirip bir şeyler istemesini, bir kızın saçlarını örmeyi o kadar özlemişim ki.. Bir an yerimde durmayıp onlar ne yaparsa aynısını yapmaktan, onlarla oynamaktan yoruldum ben. Yaşadığım en güzel en tatlı yorgunluktu.
Sıradan bir çalışma gününü kısaca anlatayım. 8.30'da kreşe geliyorum, benimle beraber 3-5 yaş çocuklarla ilgilenen diğer öğretmenler ve pedagoglar muhtemelen benden önce gelmiş oluyor (ben hariç 4 yetişkin vardı çocuklarla ilgilenen). Öğlen yemeğine kadar sadece 'etrafı gözle, yardıma ihtiyacı olanlara yardım et' (benim için oyun zamanı yani). Öğlen yemeği geldiğinde herkesin önceden belirli yerlerine oturduğundan emin oluyorum. Sonra çocuklara yemek servisi. Çocuklar yerken biz de kreş mutfağında pişen yemekleri yiyoruz. Ve 5 aydır ilk kez öğlen yemeği olarak sandviçten başka bir şey yedim, evet.. Kreşte sıcak yemek çıkıyordu çünkü. Resmen böyle çorba, diğer gün balık ve patates püresi, öbür gün sebzeli garip bir şey... 'Evden kendi matpakke'ni getirme, burada yersin' dediklerinde açıkçası kreşte de ekmek salam brunost falan yiyeceğim sanmıştım; hayal kırıklığı oluşturmamıştı bu, alıştık çünkü artık hep aynı kader, iki dilim ekmeğe mahkumuz... Neyse yemek konusunda hüzünlenmeye başlamadan devam edeyim. Öğle yemeğinden sonra dışarı çıkma vakti. Çalıştığım hafta boyunca havalar hep -15 - -12 derece arasındaydı. Kar desen diz boyu. Gel gelelim yine de her gün 2 saat dışarıdayız. 25 çocuğu tuvalete gönderip giydiriyoruz bir güzel kat kat, sonra hepsi dışarı. Günde toplam 30 dakika olan dinlenme hakkımı hep çocuklar dışarıdayken kullanıyorum ki daha az dışarıda durayım. Bu 30 dakika içerisinde dinlenme odasındaki kanepede bir güzel uzanıp kahvemi içiyorum ve çalışma esnasında kullanmamın yasak olduğu telefonumla hasret gideriyorum. Ama her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi, dinlenme vaktimin de sonu geliyor ve ben de kat kat giyinip çocukları izlemeye, pardon, çocuklarla oynamaya dışarı çıkıyorum. 13.30-14.00 gibi içeri giriyoruz, bu sefer soyunmalarına yardım ediyoruz, ıslak eşyaları plastik torbalara doldurup üstünde kendi isimleri ve resimleri bulunan dolaplarına tıkıştırıyorlar. Oyun sonrası olduğundan birer ikişer dilim ekmekle sandviç yapıyorlar, yanında da meyve. Sandviçsiz gün olmaz çünkü burada... NEYSE, içeride yine aktiviteler tam gaz devam, enerjileri bitmiyor hiç. Resim yapanlar, minik boncuklarla şekiller oluşturanlar, oyun hamurları, legolar, müzik sistemini açtırıp Norveçli 13 yaşındaki ünlü şarkıcı ikizler Marcus&Martinus şarkıları eşliğinde dans edenler.. Saat 2.30dan itibaren aileler gelmeye başlıyor, gruptaki çocuk sayısı birer birer azalıyor. Benim çalışma günüm de saat 16.00da, bitkin, dağınık ama mutlu bir şekilde otobüste son buluyor.
Bu haftanın bana kattığı şeyleri saymakla bitiremem. Tüm hafta boyunca neredeyse kesintisiz Norveççe anlaşabilmek ve bunun bana getirdiği mutluluk ve 'Vay be, ben kapmışım Norveççe'yi' hissiyatı, çocukların bana yüklediği pozitif enerji, okulun getirdiği o stresi almasının yanı sıra, çalışma arkadaşlarımla kurduğum arkadaşlık ve sohbetler, Katie'nin annesiyle de aramda oluşan boss&employee ilişkisi, her gün yorgun ama gülümseyerek uyanmak ve kendime şikayette bulunacak problemler yaratamamak... Kreşte çalışmak, verdiğim en doğru karardı. Bana en uygun mesleklerden biri olduğunu düşünüyorum çocukları sevdiğim için. Mesleğini yaparken mutlu olmayan bir çok insan varken, benim çalıştığım yer her zaman yüzümün güldüğü ve bir nevi ruhumu dinlendiren bir yerdi. İleride kreş öğretmeni olur muyum diye düşünüyorum ama Türkiye'de olmam.
SA-Uka'yı da böyle geçirdim işte. Haftanın sonunda AFSye deneyimimiz hakkında bir rapor yazıp göndermemiz gerekti Norveççe olarak. Başta baya üşensem ve hiç istemesem de (zor, yorucu olacağını ve zaman alacağını düşünüyordum çünkü) 1 saatten kısa sürede 2 sayfalık bir rapor yazdım. Yakın zamanda en iyi raporu açıklayacaklarmış.
SAUka bittiği için üzülüyorum biraz ama okuldaki arkadaşlarımı da özlemişim aslında. Son zamanlarda exchange öğrencilerden çok Norveçli sınıf ve okuldan, hatta korodan arkadaşlarımla takılmaya başladım. SA-Ukadan sonra okula başladığımda anladım ki aslında onlar da beni özlemiş ve merak etmişlerdi. Kreş deneyimim hakkında öğretmenler dahi soru soruyordu.
Sanırım kreşteki çocukları özleyeceğim. Hepsini sadece 5 gün görsem de, ismimi bir türlü hatırlayamayan, (2 kız ve 1 oğlan çocuğu hariç kimse ezberleyemedi ve günde yüz kez sordular 'Hva heter duuuu, igjen??' *What's your name, again?* şeklinde), ilk gün saçlarımı iki yandan örüp geldim diye haftanın geri kalan her günü 'Bugün niye saçın böyleeee?' diyen, 'Dizine oturabilir miyim??' 'Hayır ben onun dizine oturacaktım!' tarzında mini tartışmalar yaşayan, 'ha det bra kos*' 'god morgen kos**' 'jeg falt ned kos***' bahaneleriyle sürekli sarılan bu minik sarışın maviş bebekleri nasıl özlemeyeyim?
Bir AFS stuff daha böylece tamamlandı.
* Öncelikle 'kos' kelimesi, 'koselig' sıfatının isim hali gibi. Çevirisi yok maalesef. 'Ha det bra kos' da çocuk eve gidiyorsa veya ben eve gidiyorsam ayrılık çanları çalmadan önce yaşadığımız küçük bir sarılmadır. 'Görüşürüz kos'u'
** Bu da onun sabah versiyonu 'günaydın kos'u'
*** Bu da onun biri yere düşüp canı yandığında gerçekleşen 'yere düştüm kos'u'
Not: Bazen çocuklar ağladığında, önce sakinleştirip sonrasında da 'öpeyim de geçsin' metodunu uyguladığım doğrudur. Türkiye'de anne öpücüklerinin ne kadar iyileştirici olduğunu hepsine teker teker anlatmamdan sonra her düşen 'kyss meg' (kiss me) şeklinde yanıma geldi.
Not 2: Fotoğraf çekmem yasaktı, ki telefonumu bile kullanamıyordum zaten. Ayrıca çocuklar veya iş arkadaşlarım hakkında konuşmam da yasaktı aslında. Neyse...
Sevgiyle kalın!
Meyiş ne kadar?
ReplyDeletebabisko gönüllü olmayıp para alsaydım 3 ayın harçlığı çıkardı :d
DeleteMaaş ı sormadan anladiydim zaten kızı taaa oralara gönderip çalıştirip memlekette daire alican dimi erhan abey :))))
ReplyDeleteAhahahaha keşke gönüllü olmasaydı da para kazanıyor olsaydım, daireyi Norveçten alırdık :P
Delete