Part 2, Part 1'den kat kat guzeldi diyebilirim. Ilk kampta kalabaliktik, herkes sadece birbiriyle konusup tanistigi kisilerin isimlerini ogrenmeye calisiyordu, insanlar genellikle kendi ulkelerinden arkadaslariyla takiliyordu, ve otelden cikmadigimiz icin pek de birseyler yapma firsatimiz olmamisti. Ilk kampin geneli klasik AFS konferanslari, konferanslar arasi 'energizer' oyunlari, etkinlikleri ve bilgilendirme seminarlari ile gecmisti. Oteldeki son gecemizde de, hepimiz Norvec'in ayri bir kosesine gittigimiz icin, ayrilma partisi tarzinda birsey yapmistik bol dansli muzikli falan. O kamp da guzeldi tabii ki, hava sicakti, birden facebookta 100 arkadas ekledim falan filan.. Ama 2. kamp... Bunu soylerken utaniyorum ama 2. kamp Istanbul'daki IGOK'tan bile guzeldi bence. (Don't judge.)
Simdi nereden baslayayim anlatmaya bilemiyorum, o yuzden persembe gununden baslayayim.
Persembe gunu okulda guzel bir gun gecirdim, kamp heyecanindan kudurdugum, Sosyoloji sinavinda 19da 12 yaptigimi ogrendigim icin mutluluguma mutluluk ekledigim bir gundu. Okul cikisi apar topar eve geri gidip bir gece onceden hazirladigim valizimi, sirt cantami ve uyku tulumumu alip tekrar otobuse bindim (uyku tulumuna ihtiyacim oldu evet) ve Tønsberg'e gittim. Otobus istasyonunda Katie-USA ile bulusup tren istasyonuna gittik. Istasyonda Tijana-SER'yi da bulduktan sonra biletlerimizi alip treni bekledik. Trenin durdugu istasyonlardan birinde 3 AFSli arkadasimiz, Ufuk-TUR, Xavier-ESP(o Katalan oldugunu soyluyor) ve Chiara-ITA'da bizimle ayni trene bindi. Imkansizi basararak 6 kisi ayni vagonda oturduk, genelde trende 2 kisi yanyana bile zor oturulur cunku. Goz acip kapayincaya kadar Drammen'deki tren istasyonuna yani Norvec Region 2 AFSlilerin bulusma noktasina geldik. Istasyonda ilk karsilastigimiz kisi gonullulerimizden biri ve mavi sacli Amerikanimiz Kyradaan (telaffuzunu kimse beceremedigi icin Kiri diyoruz) oldu. Sonradan ogrendik ki Brezilya'li arkadasimiz Constanza da bizimle ayni trendeymis aslinda. Italyanlar, Cinliler, diger gonulluler derken sayimizi 21 ogrenci + 3 gonulluye tamamladik ve otobuse bindik. Tabii ki eglence otobuste basladi, hepimiz en arkaya oturduk, Vestfold'dakiler (benim yasadigim kommune) haric hic birini 2 aydir gormemistim, konusulacak, anlatilacak cok sey vardi. AFS bu kamp icin kocaman bir "hytte" (hatirlatma: dagda, ormanda, gol-nehir kenarinda olabilen kulubeler) kiralamisti. Drammen'den Maristuen'e (kulubenin adi) gelmek 1.5 saat surmustu, hava erken kararmaya basladigindan ve orada asiri sisli oldugundan yol harici hic birsey gorememistik. Bir sure sonra otobus anayolda durdu ve gonulluler valizlerimizi alip yurumemiz gerektigini soyledi. Gecenin karanliginda onumuzu bile goremiyorduk. Zorlu bir mucadeleden sonra eve ulastik. Once bir afs klasigi olarak salonda onca koltuk varken yerde cember yapmamiz istendi. Kurallar, guvenlik onlemleri vs. gibi konulardaki klasik afs konusmasi da halledildikten sonra, oda arkadaslarimizi belirledik ve odalarimiza yerlesmeye gittik. Bizim odamiz en buyuk odaydi ve 4 kisilikti, Katie, Tijana, Kyradaan ve ben. Yanlislikla kaloriferi calismayan odayi secmisiz ki bunu baya sonradan ogrendik. Yerlestikten sonra tekrar asagi, salona indik, gonulluler bizi 4 gruba boldu. Her gun gruplarin gorevi degisiyordu. Persembe aksami cok da is yoktu benim icin, birinci grup aksam yemegi yapti, ikinci grup temizledi. Biz oturduk yedik ictik falan, guzel bir aksamdi yani. Ama hepimiz cok yorgunduk, zaten eve de gec gelmistik yani cok birsey yapamadan uyumaya gittik. Sabah benim bulundugum grup kahvalti hazirliyordu, dolayisiyla digerlerinden erken kalktim. Sabah havanin cok serin olmasindan dolayi soylene soylene asagi indim. Ama sonra kendimi cok sansli hissettim. Cunku gece sisten ve karanliktan goremedigimiz birseyi, sabahin ilk isiklari aydinlatirken goruyordum: Gol. Yine daglarin ortasinda, ama bu sefer cok cok daha guzel. Hepimiz icin gercekten kocaman bir surpriz oldu o gol. Salonun kapisini acip adim atarr atmaz gordugumuz ilk sey. Soka ugramis bir sekilde salona girdikten ancak 1 dakika sonra diger Brezilyalimiz Julio'nun benden once davrandigini ve salonda yarim saattir oturup kahve icerek manzarayi seyrettigini farkettim. Julio-BRA, gercekten kamptaki en cilgin insan. Hatta Norvecin gordugu en manyak kisi olabilir. Bazen bu cocugun kafayi ciddi anlamda siyirmis veya Brezilyadan Norvece bol miktarda ot ve uyusturucu getirmis olabilecegini dusunuyorum. Ama neredeyse gunun 24 saati ayni sekilde davrandigindan dolayi aslinda kisilik ozelliklerinin boyle 'crazy' oldugu sonradan anlasiliyor. Sansima sabahin 7.30unda gayet sakindi, bagirarak da konusmuyordu (surekli yuksek sesle konusan insanlara tahammul edemiyorum). Gonullulerden birinin gelip bize yapacak isler vermesini beklerken onunla oturup konustum. Grubun geri kalani ve gonullulerden 2si asagi indi ve kahvalti hazirlamaya basladik. Burada bir not, 'kahvalti hazirlamak' terimi sadece ekmek kesip kahvaltiliklari kucuk masaya tasiyip 25 adet tabak ve bardak cikarmaktan ibaretti. Ekmek kesme isini Julio'ya verdik, masalara bir kac tabak atip tekrar manzarayi seyretmeye basladik. Yani anlayacaginiz, bu sefer hafta sonumu gecirecegim kulube (kulube demek ayip olur ama) gol kenarindaydi ama ormana 20 saniye yurume mesafesindeydi. 25 yatakli, 10 odali, 25 yataga ragmen sadece 3 adet dusa sahip, kocaman, icinde partiler verdigimiz ve 3 gunumuzu gecirdigimiz salonu ve salonla birlesen bir mutfagi olan, dekorasyonuna asik oldugum bir agac evdi. Devasa bir bahce, trambolin ve muazzam guzellikteki kumsal da burnumuzun dibindeydi. Kahvaltidan sonra bahceye cikip yediklerimizi yakma karari aldik, bu sefer daha onceki AFS kampinda ogrendigimiz energizer'lar 'ice breaker' oldu. Klasik AFS calismalari ve etkinlikleri icin tekrardan farkli gruplar olusturduk ve kahvaltidan sonra AFS kampimiz resmen baslamis oldu. Bizim muthis saperonlarimiz AFSnin gonderdigi kamp programini degistirip butun sikici calismalari cuma gunune almislar sirf cumartesi bize kalsin diye. Ama bana gore o calismalar bile sikici degildi. Yaptigimiz butun etkinlikleri teker teker anlatmayacagim ama ana temalari zaten az cok belli. 'Kulturde dogru ya da yanlis yoktur, sadece farkliliklar vardir.', 'AFS, connecting lives, sharing cultures.' etc, etc.
Etkinlik aralarinda trambolinde oynadik, yorulduk, oturduk sohbet ettik, sahile gittik ve tabii ki fotograflar cekinip bir kez daha Norvec'in ne kadar guzel oldugunu dusunduk. Kart oyunlari ogrettik birbirimize. Sonra aksam oldu, huzunlendik ilk gun bitti diye. Devasa salonda oturup 1 Ispanyol, 2 Italyan, 1 Fransiz, 1 Belcikali ve 1 Turkle sohbet ederken, saperonlardan biri gelip telefonunu hoparlore bagladi ve o an anladim ki AFS kamplarinin en guzel kismindayiz. Herkes ayaga kalkti, Norvecli saperonlarimiz bize Norvecli danslari ogrettiler. Sirasiyla her ulkeden birer sarki calindi, herkes deliler gibi dans etti. Ve sanirim kamptakiler beni en cok dans eden kisi olarak hatirlayacak, herkes surekli hareketlerimi nasil yaptigimi sordu (cidden ozel bir sey yapmiyordum) ve dans dersi alip almadigimi. 9 sene bale yaptigimi ama Tønsberg'de de dans kursuna baslamak istedigimi soyledigimde Belcikali Tom 'Dans kursuna gitmene gerek yok bence sen dans dersi vermelisin' dedi. Ve o kadar dans etmek icin gerekli enerjiyi nerden buldugum hakkinda en ufak bir fikrim yok, mutluyken yerimde duramiyorum sadece. Yine tum gun boyunca yemekleri beraber yaptik, sansimiza bulasik makinesi bozuldu bulasiklari da beraber yikadik. Sayisiz oyun, icebreakers, danslar, etkinlikler derken uyku vakti geldi. Ve cumayi cumartesiye baglayan gece, cok degerli liderlerimiz bize saka yapmak istediler.
Gecenin bir vakti, davul sesi ve cigliklarla uyandirildik. Bir anda odamdaki herkes kufurler etmeye basladi, o an ne oldugunu anlayamadim, kizlarla uykulu uykulu soylenip saperonlarin manyak oldugunu dusunerek tekrar uyuduk. Sabah uyandigimizda yataklarimizda birer tane 'båller' dedigimiz, yuvarlak sekilli tatli ekmeklerden bulduk. Sonradan Tijana'nin soyledigine gore, saperonlar odamiza kadar girip hepimize båller firlatmis. Bana firlattiklari båller bile beni uyandiramadi demekki, cunku ben odaya girdiklerini gormemistim. Bir kez daha uykumun cok agir oldugunu anlamis oldum, ama tabii ki davul seslerine dayanamamistim.
Cumartesi sabahi kahvalti grubunda olmamama ragmen sadece saperonlara fircalamak icin asagi erkenden indim :) Yine Julio benden once gelmisti, kahvalti grubundan 2 kiz daha vardi. Salonun kapisini direkt goren koltuga oturup beklemeye basladim. Cok kizgindim cunku hayatta benim icin en onemli seylerden biri uykudur, uykusuzsam huysuzumdur vs. Ve cuma gecesi uyumakta cok zorlanmistim neden bilmiyorum. Bana gore kizmak icin yeterince sebebim vardi yani... Adinin ne oldugunu hala cozemedigim ama etkinliklerde onun grubunda oldugum tek erkek saperonumuz ilk asagi gelendi. Elimde tuttugum båller ile aciklama yapmasini istedim, sonrasini hatirlamiyorum, sanirim kendimi kaybettim ama artik ne kadar kizdiysam digerlerinden gizli bana jelibonlar sekerler falan verdiler ehehehhe.
Cumartesi gunu 'hug an exchange student day'di (facebook'a gore 10.000den fazla kisinin katildigi bir etkinlik, 17 Ekim), h.a.e.s. day'de AFS kampinda olmak da cok buyuk bir sansti, kahvaltidan ve herkese tek sarildiktan sonra tek bir AFS etkinligimiz kalmisti, onu da yaptiktan sonra ozgurduk koca cumartesi. Ve en onemli, en unutulmaz ana geldik. Gole girdigimiz bolume. Disarida hava 2 dereceyken, montsuz kapidan disari adim atamiyorken gole girme karari aldik. Hayatimda yaptigim en ama en cilgin seydi diyebilirim, gercekten asla ama asla unutmayacagim. Butun bu cilginlik, sadece AFSden kamp hakkinda aldigimiz mail'deki ihtiyac listesinde 'badetøy' yazdigi icin herkesin valizine bikini, mayo koymasiyla basladi. Sonra da bi baktik odalarda giyiniyoruz, bi baktik bikiniyle disardayiz, bi baktik sudayiz oyle iste. Cok ani oldu, sok oldu, sogukluktan da olabilir gerci, bilemedim. Ama sunu soyleyebilirim ki bir daha asla yok efendim buranin havasi soguk, yok efendim otobuse yururken donuyorum falan filan ASLA soguk hakkinda soylenmeyecegim.
ve bu fotograf her zaman favorim olacak (guldugumuze de bakmayin, donduk)
Sadece 1 dakika suren (ona da sukur) golde yuzme maceramizdan sonra eve kosusumuz ve duslara 2li 3lu girisimizi de yazmazsam olmaz. Golden ciktigimizda hepimizde 'Bacaklarim nereye gitti ya?' duygusu vardi ve acikcasi o kisim korkutucuydu, yani insanin soguktan kendi vucudunu hissedememesi falan. Neyse bu da boyle bir animizdi.
Tekrar kendimizi hissedebilmeye basladigimizda, tabii ki oyunlara da devam edildi. Isteyen bahcede, isteyen icerde, aksam yemeginde barbeku yaptik, cumartesi gecesi bulasiklari da saperonlar halletti, biz de devam ettik eglenmeye. (Taylandca (Tayca?) 5e kadar saymayi ogrenip, ora bulunan herkesle birbirimizin dilleri hakkinda kucuk seyler ogrendik mesela.) Tabii ki danslar eksik olmadi. O aksam uyku saatimizi de daha gec saatlere kaydirabildik.
Pazar sabahi huzunluydu, ayrilmanin huznu degil, hep birlikte kocaman evin heryerini temizlememiz gerekiyordu cunku... Sansliydim ki tuvalet grubunda degil mutfak grubundaydim, cidden, cok sansliydim. Tuvalet grubuna saka yapmak icin tuvalet kagidi ustune nutella falan surup tuvalete birakan vardi cunku (kimin yaptigini tahmin etmek zor degil). Bir yandan ev temizlerken bir yandan da saperonlarla bire bir konusmalarimiz oldu, ailelerimiz, yasantilarimiz hakkinda.
Isimiz bittiginde ve tekrardan tren istasyonuna birakildigimizda, arkadaslarimiza son kez sarilip 'Independent travel hakkimi kazandigimda gelicem ulan' dedikten sonra cidden huzunlendim. Her AFS kampi kampinda dunya uzerindeki en yakin arkadaslarimi buldugumu dusunuyorum ve kamp sonrasi aramiza kilometreler giriyor yahu.
Mesela ben bu yazimda ne kadar eglendigimi anlatamadim tam anlamiyla, yok yani olmuyor, o atmosferde bulunulmasi gerek.
Ve boylece bir kampin daha sonuna geldik. 2 Turk, 2 Brezilyali, 5 Italyan, 1 Alman, 1 Ispanyol+1 Katalan, 1 Fransiz, 2 Amerikali, 1 Meksikali, 1 Belcikali, 1 Sirp, 1 Cinli, 1 Hong Konglu, 1 Taylandli toplam 21 AFSli, 21 dunya vatandasi olarak harika ve gunesli bir hafta sonu gecirdim. Bir kez daha dilin, dinin, irkin, rengin, cinsiyetin ne kadar onemsiz oldugunu, hepimizin hem ne kadar farkli, hem ne kadar ayni oldugunu anladim.
Dunya uzerinde kac kez 1 Turk, 1 Brezilyali, 1 Ispanyol, 1 Italyan, 1 Fransiz, 1 Meksikalinin katildigi bir konusmada bulunabilirsiniz ki?
"Are we human, or are we dancer?"
Jeg elsker dere, jeg elsker Norge, jeg elsker region 2, jeg elsker AFS!





Yine çok keyifli bir yazı olmuş.
ReplyDeleteTeşekkürler 1 numaralı okuyucum <3
DeleteDizileri bıraktım seni takip ediyırum Ececim.Valla daha heyecanlı:)
ReplyDeleteTesekkur ederim ^.^
DeleteÇok keyifli günler geçirdiğini düşünüyorum.Yerinde olmayı isterdim :)
ReplyDeleteTesekkurleer
Delete