Thursday, October 1, 2015

bir haftanin ozeti

Yine upuzun bir yaziya basliyor gibi hissediyorum. Yazmayali cok da olmadi aslinda ama anlatacagim seyler birikti. Su anda 'høstferien' yani sonbahar tatilinde oldugumdan surekli gezip etrafi gorme derdindeyim. Gunlerdir eve cok gec geliyorum ve sonrasinda hicbir sey yapmaya enerjim kalmiyor.
Yazmak istedigim seyleri minik bir kagida not aldim, simdi baslamam gerekiyor sanirim. Bugun bu yaziyi bitiremezsem daha hic bitiremem cunku. Sebebini birazdan okuyacaksiniz.
Gecen haftayi anlatmakla baslayayim. Su zamana kadar okulda gecirdigim en guzel haftamdi diyebilirim. Her gecen gun daha da ilerleyen ama derslerde hala yetersiz olan Norvecceme ragmen, sinif ortami ve ogle aralari cok daha mutlu ve eglenceli geciyor benim acimdan. Artik konusmaktan cekinmiyor, anladigim her cumleye egri bugru ama Norvecce bir cumleyle atliyor, sinif arkadaslarimla daha samimi oluyorum. Sabahlari yanima gelip halimi hatrimi soranlar daha fazla mesela, arkamda oturan ve normalde sadece kendi aralarinda konusan cocuklarla muhabbetimiz artti, sinif icindeki gorunmez ama hissedilen iki buyuk grubun icinde bulunmadigim tarafi haricinde herkesle arkadasim diyebilirim. Yalnizlik cekmiyorum kisacasi, herkes yardimci oluyor, artik host ailem disindaki insanlardan da destek gordugumu hissediyorum.
Gecen hafta sali gunu, "Aksjon Colombia" isimli bir tema gunuydu. Gunun ana temasi Kolombiya ve Kolombiya'daki okullarin durumlari olmakla birlikte, gun boyunca baska seylerle de alakali bir cok konferans mevcuttu. Ilk once devasa kantinimizde toplanildi, Greveskogen ogrencilerinin Kolombiya'daki cocuklarla yaptigi Skype gorusmesinin videosu izlendi, Kolombiya'daki okullar icinden goruntuler ve videolar gosterildi. Sonra aslinda Kolombiyali olan ama 10 senedir esiyle Norvecte yasayan, asiri komik ve sempatik bir adam bize ulkesini tanitti. Onu dinlemek gercekten benim icin bile cok zevkliydi, cunku biraz yavas Norvecce konusuyordu ve bu da herseyi tam ve duzgun anlamami sagladi. Bir kez daha Latin Amerika merakim ve Avrupa'daki her exchange'in en az bir kez yasadigi "Latin Amerika varken nerden geldim Norvec'e/Avrupa'ya?" duygularim pekistikten sonra sunum bitti. Onun konusmasi bittikten sonra, diger konferanslara gittik. O gun hangi konferanslara katilmak istedigimizi daha onceden secmistik, benim katildigim konferanslar kadin haklari ve okullarda cinsel istismarla alakaliydi.
Ertesi gun okul cikisinda mini bir exchange bulusmasi daha yaptik, USA'dan Katie ve Hannah, ve yakinlardaki tek Turk arkadasim Ufuk'la okul cikisi McDonald's'a gittik. Tabi ki ben yemedim.. Onlar yemegi bitirdikten sonra Starbucks tarzinda bir yer olan Wayne's Coffee'ye gidip oturduk, bol bol konustuk. Arada sirada exchange'lerle bulusmak gercekten cok ama cok iyi geliyor. Beni benden daha iyi anlayan insanlar onlar. Gercekten su haftalarimi guzel yapan seylerden en onemlileri onlar belki de. Norvec'teki en yakin arkadaslarim oldular, ve arada sirada dusunuyorum, bu yil bittiginde birbirimizden cok cok uzakta olacagiz  mesela. Amerikalilardan bahsediyorum, aramizda okyanus var... Exchange ogrenci hayatimdan sonra kac tanesini tekrar gorebilirim, cok merak ediyorum. Ama henuz bunlari dusunmek icin cok cok erken. Onumde 8 aydan biraz fazla bir zaman var.
Gecen hafta persembe gunu okula gitmedik, cunku persembe gunu Kolombiya icin calisip, kazandigimiz parayi Kolombiya'ya gondermemiz icin bos birakilmisti. Bazi arkadaslarim sokaklarda insanlardan para topladilar, kekler yapip sattilar veya ev isleri yapip ailelerinden harclik kazandilar. Ben evde calisan taraftaydim, evdeki butun pencereleri sildim ve alt kati supurdum (cunku alt kat sadece William'la bana ait olan bir yasam alani diyebilirim). Daha once hic boyle ev isi deneyimim yoktu, bir cok Turk kizi annesinin aksine, benim annem elimi sicak sudan soguk suya sokmama hic izin vermez. Dolayisiyla kendimden pek emin degildim, ama sonuc guzel oldu ve host annem de begendi. Isim cok uzun surmedi, ogleden sonra 2ye dogru isim bitti ve ben de evde takildim.
Cuma gunleri okulda 'fagdag', direkt cevirirsek 'konu gunu', yani tum gun boyunca tek bir dersin islendigi gunlerdir. Gecen hafta cuma gunu Fagdag Samfunnsfag yani sosyolojiydi. En nefret ettigim ders. Ilk yari gayet guzeldi, sabah 9da Tønsberg tren istasyonunun onunde sinifca bulustuk. Norvec'teki multecilere yardim eden bir kurulusu ziyaret ettik, multeciler hakkinda birseyler dinledikten sonra okula geri geldik. Bu sefer okulda bir film izledik, tabi ki cok sevdigim (!) ogretmenim benim Norvecce bilmedigimi unuttu, ingilize alt yazi eklemesini hatirlatmak zorunda kaldim. Film bittikten sonra ogretmenimiz bize filmle alakali birkac soru verdi. Sorular o kadar zordu ki, sira arkadasim bile 1.5 saatte sadece iki tanesini cevaplayabildi.  Sinifin nerdeyse tamami sorularla ilgilenmiyordu, cogumuz bilgisayarlarimizda internette dolasarak 1.5 saati gecirmeye calisiyorduk. Ben de bir yandan Lea'yla mesajlasiyor, ogretmenin beni ne kadar umursamadigindan bahsediyordum. O da cok sikilmisti ve "Gelip bizle otur" dedi. Nasilsa ogretmen ilgilenmiyor diye gayet rahatca kalkip yanlarina gittim. Bir sure bilgisayarda birseyler izledik komik videolar falan, facebook'ta dolastik yani. Cok gecmeden ogretmen beni farketti (soka ugradim, nasil farkedebilir...), ve gelip "Is it too hard for you?" dedi. O an yuzune karsi sadece bagirmak istedim. Kadinin exchange student olmak hakkinda en ufak bir fikri oldugunu sanmiyorum. Sonra ben de bu sorularin tabi ki benim icin asiri zor oldugunu soyledim. Yerime gecmemi ve birazdan bana yardima gelecegini soyledi. Yerime gectim ve sorulari once Ingilizce'ye, sonra Turkce'ye cevirmeye calistim (ve emin olun sadece ceviri yapmak bile cok uzun suruyor). Sonra yanima geldi ve bana sorulari aciklamaya basladi. E ben zaten sorulari cevirmistim, "yardim" olarak gordugu sey bu muydu yani? Ustelik sorularin tamami filmle alakaliydi, film ise Norvec'le alakali. Hayir, zaten Ingilizce de Norvecce de anadilim degil, Norvec'te daha 2 ay gecirmemisim, benim Norvec'le alakali o sorulari cevaplamam icin once hepsini cevirmem, sonra gerekli bilgileri, cevaplari bulmam, duzgun cumleler kurup, kurdugum cumleleri Norvecceye cevirmem gerek. Kadinsa gelmis bana soruyu cevirip yardimci oldugunu dusunuyor. Ofkeden kudurmus bir halde zile kadar dayanmaya calistim. Ama o kadar sinirlendim ki, alev attim resmen, elim ayagim titredi. Sen gel haftalardir beni derslere katma, benle konusma, herkese ders sirasinda sorular sor bana sorma, herkese ders icinde telefon kullanmayi yasakla ama ben kullaninca gormezden gel, 1.5 saat konus konus git, simdi benden o sorulari cevaplamami iste. Delirmek uzereydim resmen. Neyse ki bu ogretmen asil ogretmenimiz degil, asil ogretmenimiz attan dustugu icin Høstferien'den sonra gelecek. Yani o kadinla son dersimizdi. Kafayi yemeden 1.5 ay dayandim. Sonra cikis zili caldi, ve høstferien baslamis oldu. Caroline'le otobuse gittik. Yol boyunca kiza yakindim durdum, ama bana sonuna kadar hak veriyor. O da artik o ogretmenle ders yapmayacagimiz icin cok mutlu.
Okul sonrasi daha once bahsettigim Hannah'nin evine gidecektik Katie ile. Ev ortaminda rahat bir bulusma yapmak istemistik cunku. Ayrica Hannah ile evlerimiz cok yakin, evimin onunden otobuse binsem bir durak sonra Hannah'nin evi. Dolayisiyla yurumeyi tercih ettim, hava da cok guzeldi. Otobus duraginda Katie'yi buldum, sonra Hannah bizi otobus duragindan almaya geldi cunku tam ev adresini bilmiyorduk. Once yiyecek birseyler almak istedik, yakinlarda "Pizza&Movie" isimli bir dukkan var, restaurant gibi degil cunku pizzani alip gitmen gerekiyor, film de kiralayabiliyorsun. Biz de pizza almak istedik ve o dukkana gittik. Pizza secmeye calisirken menude birkac sey dikkatimi cekti. Birincisi, 'Istanbul Pizza' isimli bir pizza cesidi vardi.. Ikincisi, kebap da yapiliyordu bu dukkanda. Ve ucuncusu, dukkan sahibi pek de Norvecli gibi gorunmuyordu. Hikayenin geri kalanini az cok tahmin etmissinizdir ama ben anlatayim, menudeki kebabi ve dukkan sahibini gorunce icimde bir kipirti olustu, bir Turk daha buldum galiba dedim. Kizlara soyledim hemen, olabilir falan dediler ama ben o kadar eminim ki. Sormam lazim tabi, catlarim yoksa. Hemen konusmaya giristim, Turk oldugumu ve kebabi kimin yaptigini merak ettigimi soyledim. Adam benle Turkce konusmaya baslamaz mi... Tabi ki asiri mutlu oldum, oyle boyle degil. Pizzamiz hazirlandi, odemeye geldi sira, adam bana dolaptan istedigin pizza soslarini al dedi, aldim. Icecek birsey isteyip istemedigimizi sordu, dolaptan istedigimi alabilecegimi soyledi. 230 kron odememiz gerekirken 100 kron odedik. Cikmadan once de birseye ihtiyacim olursa gelebilecegimi, her zaman kapinin acik oldugunu, arada gelip kebap yememi soyledi. Nasil mutlu, nasil iyi hissettigimi anlatamam. Ne zaman bir Turk bulsam boyle oluyor... Kizlarin da bu durum cok hoslarina gitti, Turkiye'yi merak ettiklerini ve mutlaka beni ziyarete gelmek istediklerini soylediler. Sonra eve gittik, tamamen yiyip icip yatmaktan olusan guzel ve tembel bir aksamdi. Saat 10a dogru eve yurumeye basladim, daha once eve gece tek basima yurumemistim, sokaklar bombostu. Normalde dolu ve canli olan Teie (evime 10 dk uzaklikta, Tønsberg kadar buyuk olmasa da kucuk bir merkez denilebilir) o an cok bos ve issiz geldi. Ozellikle evime giden sokak ciddi karanlikti, hava da sogumaya baslamisti. Donmadan eve ulastim, ertesi sabah erken kalkmak zorunda oldugumdan dus alip yattim.
Ertesi gun 2. el markette host babama yardim edecektik. Bu market yilda bir kere aciliyor, insanlar daha onceden butun eski esyalarini getiriyorlar, Devasa bir alanda, onlarca masanin ustunde belkide binlerce eski esya vardi. Oyuncaklar, elektrikli aletler, Christmas temali esyalar, kiyafetler, kitaplar... Akliniza gelebilecek her turde esya icin ayri ayri bolumler mevcuttu. Esyalardan kazanilan paranin tamami da hayir kurumuna gonderilecekti. Esyalarin basinda, kafeteryada ve daha bir cok alanda gorevli insanlar fosforlu yelek giyiyordu. William ve ben de fosforlu yeleklerimizi giydik, biz kafede calisacaktik. Once kekleri dilimledik, standi duzenledik, is bolumu yaptik. Yasli insanlar arkadaki masalarda oturup waffle ve kahve yapmakla gorevliydi, bizse saticiydik. Ve ben hic boyle yoruldugumu hatirlamiyorum, ayrica hic bu kadar uzun bir sure Norvecce konusmak zorunda kalmamistim. Saatlerce ayakta kek ve kahve sattik. Arada sirada oturup hotdog falan yedik tabii, aile dostlarimizin cocuklari da orada calisiyordu o gun. Gun sonunda gercekten cok yorulmustuk, 2. el marketin sonunda satilmamis esyalar icinde guzel birseyler bulmaya calistik. Ben aslinda icinde donen balerini de olmasi gereken bir kutu, Ingilizce bir kitap, Norvecce ogrendigimde okuyacagim bir kitap, kucuk bilyeler ve pembe bir makyaj cantasi buldum. Samsun'a getirmek cok zor olacagindan buyuk seyler alamadim. Victor eski bir teyp (kasetcalar?) buldu, bir kac eski kaset de almis. Ve o sey gercekten calisiyordu.
Ikinci el markette isimiz bittikten sonra butun gun orada calisan arkadaslarimla bowlinge gittik. Yaklasik 10 kisilik bir gruptuk sanirim, 5e 5 bolunduk bowlingte. Gercekten cok eglendim, bowling sonrasinda ne yapacagimiza karar veremedik, Solveig'in evine gitmeye karar verdik. Hicbirimizin otobus karti da yoktu, yuruduk uzun uzun. Yol boyunca icinde oynamadigimiz park kalmadi, ve emin olun park derken iki salincak bir kaydiraktan bahsetmiyorum. Her kosede birbirinden farkli muthis oyun parklari var. Oyalana oyalana yuruduk, arada sirada montlari cantalari yere birakip yol ortasinda oyunlar oynadik. Sarkilar soyleyerek, bazen kosarak gectik bos sokaklari. Sonra eve ulastik, oyunlarimiz sohbetimiz devam etti.
Eve geldigimizde yine saat cok gecti, ama direkt yatmadim. Nasilsa pazar sabahi istedigim kadar uyuyabilecegimi biliyordum. Biraz daha oturduktan sonra uyudum.
Pazar sabahi, sabah demeyeyim, pazar oglen uyandim. Victor'un kaset calarini temizledik beraber, kasetleri denedik. Host annemle biraz piyano calistim, genel olarak, en sevdigim tembel pazar gununu yasadim.
--
Yazmaya burada ara vermek zorundayim, ailecek seyahate cikiyoruz. Dondugumde veya bos vakit buldugumda devam edecegim ve høstferien'in kalanini anlatacagim.

No comments:

Post a Comment