Monday, October 5, 2015

Hedalen Seyahati

Son yazimi okudukca tekrar tekrar utaniyorum, o nasil bir acele, nasil bir karisiklik... Sadece yazmis olmak icin yazdigim bir yazi, en sevmedigim, en benden uzak yazim. Sifir duygu, sifir betimleme, bana gore gunlukten baska hicbir seye benzemeyen bir yazi.
Høstferien bugun sonlandi, sonbahar tatilim gercekten muthisti. Bir gun Østfold, bir gun Oslo, diger gun trenle tek basima Holmestrand seyahati derken, persembe aksami Hedalen'a dogru yola ciktik.
Kirmizi isaret evim, yildiz isareti 3 gun gecirdigimiz yer.

Persembe aksami host annemin erkek kardesinin evinde bir gece kaldik, onunla ve esiyle daha once baska bir aile uyesinin dogum gunu kutlamasinda tanismistim. Cocuklari olmayan ama asiri mukemmel, kelimelerle ifade edemeyecegim kadar canayakin ve tatli bir kediye sahip, orta yasli, minik bir aile. 
Cuma sabah Hedalen'e dogru devam ettik. Ogleden sonra oraya vardik. Gittigimiz aile, "Norvec'in kuzey kismindaki insanlar daha sicaktir." tezini dogrulayan turden bir aileydi (cok da kuzeye gitmemistik ustelik, 4 saatlik yol, Samsun-Ankara gibi). Baba, Arne, marangoz, ama oyle dolap, masa yapanindan degil, Norvec'in genelinde cok yaygin bir sey olan "hytte" yani agaclar arasinda, bazen dagda, bazen bir nehir kenarinda, ailelerin her firsatta ufak kacamaklar yaptigi, ici mis gibi agac kokan, alandan tasarruf etmek icin icinde ranzalar bulunan, 2 odacikli minicik kulubeler insa ediyor. Haliyle kendilerinin de kocaman bir evi, iki de kucuk, gercekten minik kulubeleri var. Kulubelerden biri dagda, kayalarin arasinda, digeri ise bir nehir kenarinda. Anne, Reidun Marie, sanirim Norvec'te bulabilecegim en sicak insanlardan biriydi, benimle ozel olarak ilgilendi tatil boyunca. Ilk geldigimiz aksam burada yedigim en lezzetli somonu yedim, ben bile balik yemeye alisabildim, gercekten kendime inanamiyorum. Anders, 12 yasindaki ogullari. Host kardesim Victor'un yakin arkadaslarindan biri. Bu yaz ben Norvec'e gelmeden once bir kac kez evimize kalmaya gelmis. Ve, Angelica. Tatilde basima gelen en guzel seydi bence. Aile Angelica'yi o daha bebekken evlat edinmis. Su anda 8 yasinda, turuncu, duz, kahkullu saclarini surekli iki yandan orduren, mavi-yesil gozlu, bembeyaz tenli, minik ama hepimizden daha guclu ve enerjik bir kiz cocugu. Norvec'e geldigimden beri bebek/cocuk sevmeye hasret oldugum icin, sonunda oynayabilecegim bir cocuk buldum diye nasil sevindim... Burada anneler biraz pimpirikli, eve misafir geliyor bebekli, asla dokunamazsin izin almadan. Bir de ben Turkiye'deyken ne zaman misafir gelse cocugunu ben alirim, siz takilin derim. Bir keresinde evimize misafir geldi, normal bir misafir degil AFS contact person'im geldi cocuguyla. Heyecanliydim bir de o gun, kapiyi caldilar, kucaginda bir yasindaki oglunu gorunce kollarimi actim, bekliyorum ki cocugu bana versin. Vermedi, uzulmustum tabi. Bu da boyle bir animdir, konuyu dagitmayayim, Hedalen'deki bu tatli aileden bahsediyordum... Unutmadan, bir de kedileri var, gri tuylu yesil gozlu, yine cok tatli olanindan.
Angelica, ben, William, Anders, Victor, kulubeye yakin, nehir kiyisinda, sandal ve kanolari, bazi aletleri sakladiklari tahtadan 'garaj'in onu.
Kaldigimiz eve giden yolun iki tarafi da dag, bu kucuk kasaba bir vadinin icinde yani. Etrafta cok fazla ev-ciftlik yok, her evin kocaman ahiri var. Cizgi filmlerde goruruz ya hani, kirmizi, tahtadan, kapisi ve penceleri beyaz ahirlar olur, biraz cizgi film izlemis herkes demek istedigimi anlamistir sanirim. Iste her tarafta o kirmizi ahirlardan vardi. Hedalen pek de kalabalik olmayan bir kasaba, Norvec'in koyu diyebilirim. Daglar arasindaki duzluklere evler yapmislar, bir de tarihi kiliseleri var, cok da ilginc bir hikayesi var. Kilise 1100'lerden kalma. Bin yasina yaklasmis, neredeyse dagin yamacina kurulmus, harika bir manzaraya ve pek cok eski mezara sahip (mezarlar 1700lere kadar gidiyor), ici agac kokan bir kilise. Kilisenin icinde bir ayi postu var. Efsaneye gore, 1300lu yillardaki Buyuk Veba Salgini (Kara Olum, Kara Veba) sonucu Hedalen'daki herkes olmus, yillar boyu Hedalen'a insan eli degmemis. Bir gun bir avci, elinde yay ve okuyla bir kusu vurmaya calisirken, ok kilisenin canina isabet etmis ve avci kiliseyi kesfetmis. Iceri girdiginde kilisede devasa bir ayi varmis, duvardaki ayi postu da o ayiya aitmis. Hedalen'daki insanlar eskiye, geleneklere cok baglilar. Teknoloji gelistikce, ayi postundan ayinin yasini bulabileceklerini ogrenmisler. Hedalen'daki herkes korkmus tabii efsane catirdayacak diye. Ayinin yasini hesapladilar mi hesaplamadilar mi bilmiyorum ama bu kilise halen kullanilmakta, ayrica bir cok turistin de ilgi odagi.

Tarihi kismi gecelim, gelelim Norvec'in guzelliklerine. En bastan anlatmak gerekirse, gittiginiz yere daha varmadan, arabada buyulenmeye basliyorsunuz. Araba yolculuklarina bayilirim cunku genelde 15 dakika icinde uykum gelir arabada, uyurum uzun uzun. Ama burada, arabada uyursaniz cok buyuk hata yapmis olursunuz. Saatlerce yolculuk sadece kafami cama dayayip Norvec'in ne kadar guzel oldugunu dusunmekle gecti. Gun isiginda yanindan gectigimiz butun o daglar, goller, nehirler... Kocaman bir dagin, kocaman bir golu ayna gibi kullandigini gordunuz mu? Resimlerde gordugum o su yansimalarinin photoshop oldugunu dusunurdum ben, ama gercek olabiliyormus. Gunes batarken gokyuzunun renkten renge girebildigini, bazen sabredemeyip her renge ayni anda girdigini ve devasa bir gokkusagina donustugunu gordum. Yildizlarin daha parlak, ayin daha buyuk oldugunu gordum. 
Kocaman vadiler gordum, vadinin arasindan gecen nehirler gordum. Tepesinde karlar olan daglar gordum, daglarin ortasinda goller gordum. Doganin her guzelligini ayni anda tattim.
Norvec'te ilk kez dag yuruyusu yaptim, tum gun suren, arada sirada ates yakilip ateste sosis kizartilan, sonra termoslarda sicak cikolata icilen, daglar icindeki gol kiyisinda dinlenilen, gunes altinda uzanilan, biri yorulmaya basladiginda agzina bir parca cikolata tikilan, harita ve pusula kullanilan, "Simdi de su tepeye cikalim!"li, cok keyif alinan bir doga yuruyusuydu.
Norvec'te ilk kez kano kullandim, nehir kiyisindaki kulubenin garajindan suya indirilen, host kardesle ayni anda tam ortasina basmaniz gereken, basmazsaniz suya dusuren, vadi ortasindaki nehirde yavas yavas, manzaranin keyfini cikararak kurek cekmeniz gereken, dunyanin en dengesiz ve islanma riskli, ama en keyifli seyi. 

 Baliklar tutuldu
Angelica tarafindan temizlendi
Afiyetle yenildi.
Eve gelindi, esyalar yerlestirildi, hemen yemek yenildi, disari cikildi, batakligin ustunden zipline'la gecildi, tufekle atis denemesi yapildi, 5'te 3 tutturuldu, eve girildi, somon yenildi, tekrar bahceye cikildi, trambolinde ziplandi, cok yorulunca iceri girildi, Angelica'yla saklambac oynandi, konusmadan da anlasabiliyoruz biz cunku... Bir guzel uyundu, serin serin boyle... Ertesi sabah muthis bir kahvalti yapildi, daglara cikildi, ateste sosisler kizartildi, eve geri donuldu, dus sonrasi tekrar zipline'a gidildi... Uyundu, uyanildi, bu defa nehre gidildi, baliklar tutuldu, bir guzel temizlendi, pisirildi, yendi. Kano, kayik ne varsa denendi, tekrar eve gidildi, bu defa esyalar toplandi, donus yoluna gecildi.
Tekrar gokyuzunu izlerken, bu defa uyudum, tatli bir yorgunluktu hissettigim. Biraz da uzgundum belki, umarim buraya tekrar gelirim. Tekrar gelemesem de birkac iz biraktim buraya, gittigimiz yerlerde hep ani defterleri vardi ziyaretcilerin yazdigi, onlari doldurdum, Angelica'ya da kucuk bir not biraktim.
Bu da guzel bir tatilin sonuydu.

Not: Hedalen Kilisesi ile ilgili bilgi icin https://en.wikipedia.org/wiki/Hedal_Stave_Church

1 comment: